
A) YUMUŞAMA'NIN ANLAMI VE KÖKENİ
Anlamı: YumuÅŸama (Detent) uluslararası anlamda iliÅŸÂkilerdeki gerginliÄŸin azalması veya siyasi tarihte 1970'ler civarında sosyalist ve kapitalist ülkeler arasınÂdaki iliÅŸkilerin iyileÅŸmesidir.
Kökeni:
II. Dünya Savaşı sonrasında (1945-50) tekrar bloklaşmalar oluşmuş ve dünya iki kutuplu ve iki bloklu bir denge sistemi meydana getirmişti. Doğu ve Batı arasında başlayan ve "Soğuk Savaş" diye nitelendirilen bu dönem 1962 yılına kadar devam etmiştir.
Â
• Amerikan ile Sovyet Rusya arasında baÅŸlayan bu soÂÄŸuk savaÅŸ dönemi farklı bölgelerde cereyan eden sıcak çatışmalar neticesinde blokları devamlı karşı karşıya getirmiÅŸtir.
Â
• II. Dünya Savaşı'ndan sonra meydana gelen önemli geliÅŸmelerden biride, 1960'lardan itibaren baÅŸlayan DoÄŸu ve Batı blokları dışında kalan "BaÄŸlantısızlık" (Non-Alignment) adı ile yeni bir hareketin baÅŸlama ve bu geliÅŸmelerin yumuÅŸama dönemine girilmesinde etkiÂli olduÄŸudur.
Â
Not : Bağlantısızlar diye adlandırılan bu hareketin diğer isimleri ise "Üçüncü Dünya, Asya-Afrika Bloğu, Tarafsızlar" denir.
Â
Bu hareketin öncüsü olan ve bu hareketin başlangıç noktası ise Nisan 1955'te, Endonezyada toplanan "Bandurg Konferansadır.
Â
18-24 Nisan 1955'te baÅŸlayan konferansa 29 ülke katılÂmıştır. Konferansın amacı dünyanın iki süper gücü olan ABD ile SSCB arasındaki soÄŸuk savaşı sıcak çatışmaÂya döndürmemek, olası bir nükleer savaşı önlemekdi. Bu konferansa Asya temsilcisi olarakta Türkiye CumÂhuriyeti de katılmıştır.
Â
• Bu konferans sonucu alınan kararlar Çin Halk CumÂhuriyeti ile Hindistan baÅŸbakanlarının arasında kabul edilerek Temmuz 1955'te Dünya'ya tanıtılmıştır. KararÂlar da gösterilen ilkeler "Barış İçinde Birarada YaÅŸaÂmaca yönelik olmuÅŸtur.
Â
• BaÄŸlantısızlar adı verilen bu hareketin en önemli teÅŸÂkilatlanma çabası 1-6 Eylül 1961'de Belgrad'da oluÅŸÂmuÅŸ, toplantı sonunda 27 maddelik bir Deklarasyon ile Amerika BirleÅŸik Devletlerine ve Sovyet Rusya'ya barış çaÄŸrısı yapılmıştır.
Â
Bu deklarasyonda ayrıca;
1. Sömürgeciliğe karşı gelinmesi,
2. Bazı Afrika ülkelerinin (Kongo, Cezayir) bağımÂsızlık hareketleri desteklenmesi,
3. Güney Afrika'da baş gösteren ırkçı akımların önüne geçilmesi,
4. Filistin'in Arap halkına tanınan tüm haklardan yararlanması
5. Gene ve tam bir silahsızlaşma, nükleer silahların yasaklanması,
6. Çin'in Birleşmiş Milletlere kabul edilmesi
gibi kararlar alınarak, bloklar dışında kalan devletlerin durumdan mennun olmadıklarını da açıkça dile getirilÂmiÅŸtir.
Â
• Bandurg Konferansı'nın sömürgeciliÄŸe karşı duruÅŸu Afrikada bulunan birçok sömürülen halkları da cesaretÂlendirmiÅŸtir. Bunun neticesinde 1958'de Gine bağımÂsızlığını ilan ederek diÄŸer Afrika ülkelerine de örnek olÂmuÅŸtur.
Â
Afrika'da yaşanan bu gelişmeler 31 Afrika ülkesinin de toplanarak 22-24 Mayıs 1963'te Habeşistan'ın (Etiyopya) başkenti Addis-Abada'da "Afrika Birliği Teşkilatı"nı kurmuşlardır.
Â
• YumuÅŸama Dönemine girilmesinin en önemli faktörleÂrinden biri de BirleÅŸmiÅŸ Milletler olmuÅŸtur. Ancak YumuÅŸama Dönemi'nin en önemli olayı ise ABD baÅŸkanı KenÂnedy ile Rusya devlet baÅŸkanı Krusçev'in 3-4 Haziran 1961 'de baÅŸlayan görüşmeleri ve bunu takip eden silahÂsızlanma çabalarıdır. Bu doÄŸrultuda imzalanan birçok silahsızlanma antlaÅŸmaları ile iki süper güç arasında patlak vermeye yakın savaÅŸ engellenerek yerini "YumuÂÅŸama Dönemi"ne bırakmıştır. Bunun en büyük örneÄŸi iki devlet arasında imzalanan "SALT I" antlaÅŸması olacaktır.
Â
• YumuÅŸama Dönemine girilmesinde ki temel olaylarÂdan biride Amerikan'ın Kominist Çin'in Amerika kıtasınÂda ki uzantısı olarak gördüğü Vietnam'a savaÅŸ açması ve ABD'nin savaÅŸtan yenik çıkmasıdır. Bu süreçte 1972 yılında Amerika ve Çin arasındaki münasebetlerin düzelmesidir. Vietnam da sıkışan ABD baÅŸkanı Nixon, Kuzey Vietnamı destekleyen Sovyet Rusya ve Çin ile diplomatik iliÅŸkiler kurmuÅŸ ve bundan sonra AmeriÂka'nın müttefiklerinin yanında savaÅŸa girmeyerek, saÂdece ekonomik ve askeri yardımlar yapacağını belirÂten, 1969 tarihli "Nixon Doktrini"ni açıklamıştır.
Â
• YumuÅŸama Döneminde ABD-Sovyet Rusya ve ABD-Çin arasındaki olumlu geliÅŸmeler de olsa, bu devletler kendi lehlerine olacak hiçbir fırsatı da kaçırmamış, poÂlitika gereÄŸi birbirlerini veya yandaÅŸ devletleri destekleÂmiÅŸlerdir.
Â
Bunların en önemli örnekleri Vietnam Savaşı'nda Güney Vietnamı destekleyen ABD olurken, Sovyet Rusya ve Çin, Kominist Kuzey Vietnamı, Kore Savaşı'nda ise Güney Kore'yi destekleyen Amerika yine karşısında Kuzey Kore'yi destekleyen Çin ve Sovyet Rusya’yı bulacaktır.
Â
• YumuÅŸama Dönemine girilmesindeki ve geliÅŸtirilmeÂsinde ortam münasebetlerin yararına olurken, devletler arası silahsızlanma çabaları da bu yönde yapılan antÂlaÅŸmalarla olmuÅŸtur. Bunlardan bazıları ikili antlaÅŸmaÂlar olurken bazıları ise birden fazla devletin de katılmaÂsı ile mümkün olmuÅŸtur. 1960'larda BirleÅŸmiÅŸ Milletlerin de çabasıyla yürütülen silahsızlanma hareketi genelde nükleer silahları önlenmesine yönelik olmuÅŸtur.
Â
Bunlardan ilki 5 AÄŸustos 1963'te Amerika, Sovyet RusÂya ve İngiltere arasında imzalanan "Nükleer DenemeÂleri Sınırlama AntlaÅŸması" olmuÅŸtur. Bu antlaÅŸma dıÂşında ayrıca;
Â
1.1959'da havada, karada, suda, yeraltında, denizlerin dibinde ve uzayda nükleer denemenin yapılmasını, yapımını ve kullanılmasını yasaklayan "Antartika AntÂlaÅŸması", (Katılan devletler: Amerika, Sovyet Rusya, Fransa, Japonya, Belçika, Arjantin, İngiltere, Norveç, Yeni Zelanda, Güney Afrika BirliÄŸi, Åžili)
2. 1 Temmuz 1968'de Amerika, Sovyet Rusya ve İngilÂtere arasında imzalanan ve 50 devletin de katıldığı "Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme" (Non-Proli-feration) AntlaÅŸması
3. 11 Åžubat 1971'de imzalanan ve deniz tabanında ve okyanus diplerinde her türlü nükleer ve kitlesel silahlaÂrın yapımını ve depolanmasını ve denenmesini yasakÂlayan "Deniz Yatağı" (Seabed) AntlaÅŸması,
4. 10 Nisan 1972'de, Biyolojik ve toksik silahların geliÅŸÂtirilmesini, üretimini ve depolanmasını yasaklayan "BiÂyolojik Silahlar SözleÅŸmesi",
5. 26 Mayıs 1972'de "Füze Karşıtı Füzeleri SınırlanÂdırma" AntlaÅŸması, (Amerika-Sovyet Rusya -* SALT-I)
6. 22 Haziran 1973'de "Nükleer Savaşa Engel Olma" Antlaşması,
7. 3 Temmuz 1974'de Amerika ile Sovyet Rusya arasınÂda imzalanan ve güçlü nükleer denemelerinin yapılmaÂsını yasaklayan "EÅŸik (Treshold)" AntlaÅŸması,
8. 18 Mayıs 1977'de "Çevreyi DeÄŸiÅŸtirmenin YasakÂlanması" AntlaÅŸması,
9. 18 Haziran 1979'da Stratejik Silahların sınırlandırılÂmasına yönelik Amerika ile Sovyet Rusya arasında imÂzalanan "SALT-II" AntlaÅŸması imzalanarak Sovyet Rusya ve ABD arasındaki yumuÅŸama artarak devam etmiÅŸtir.
Â
Salt-ll Antlaşması, Sovyet Rusya'nın Afganistan'ı işgal etmesi üzerine, ABD tarafından Temsilciler Kurulu'nda reddedilmiştir.
Â
Â
B) AVRUPA GÜVENLİK VE İŞBİRLİĞİ KONFERANSI HELSİNKİ DEKLARASYONU (1 Ağustos 1975)
Â
• Avrupa'nın güvenliÄŸi ile ilgili bir konferans fikri 1954 yılında dönemin Sovyet DışiÅŸleri Bakanı Molotof taraÂfından gündeme getirildi. Ancak dünyanın soÄŸuk savaÅŸ dönemine girmesi, devletlerin kendi iç problemleri ve buhranları, bu öneriyi gerçekleÅŸtirmeyi baÅŸaramadı.
Â
• 1970'lerde baÅŸlayan yumuÅŸama döneminde hem Sovyet Rusya hem de ABD yaptıkları bir dizi silahsızlanma antlaÅŸmaları ile dünyayı rahatlatmış ve bu iliÅŸkiÂler SALIT-II AntlaÅŸması'nın her iki devlet arasında imÂzalanması ile bu süreç devam etmiÅŸtir.
Â
• VarÅŸova Paktı ve Nato'nun karşılıklı olarak silahsızÂlanma çabaları bu kongrenin toplanmasına imkan saÄŸÂlamış, Fin Hükümeti'nin çaÄŸrısı üzerine Arnavutluk haÂriç Avrupa ülkeleri, ABD ve Kanada'nın da katılımı ile (35 ülke) 1 AÄŸustos 1975'te imzalanmıştır.
Helsinki müzakerelerinde meseleler dört ana konuya ayrılarak ele alınmış ve her ana konuya "Sepet" adı verilmiştir. Konferansta ele alınan konular;
A) Avrupa Güvenliğine ait Meseleler,
B) Ekonomik, Bilim, Teknoloji ve Çevre KonularınÂda İşbirliÄŸi,
C) İnsan Haklarının geliştirilmesi,
D) Alınan kararların tatbikinin gözden geçirilmeÂsidir.
Â
Sonuç belgesinde yer alan ilkeler bildirgesinde on teÂmel madde üzerinde durulmuÅŸ ve bu ilkeler AGİK'in yol gösterici olmuÅŸtur. Bunlar;
1. Egemen eşitlik ve egemenliğin getirdiği haklara saygı,
2. Tehdit ve kuvvet kullanılmaktan kaçınma,
3. Sınırların bozulmazlığı,
4. Devletlerin toprak bütünlüğü,
5. Anlaşmazlıkların barışçıl yolla çözümü,
6. İçişlerine müdahale etmeme,
7. Din ve vicdan hürriyeti,
8. Milletlerin eşit hakları ve kaderlerini kendi tayin etmesi,
9. Devletler arasında işbirliği,
10. Milletlerarası Hukuk'un yüklediği taahhütlerin yerine getirilmesi.
Â
Yayınlanan bu belgenin hukuki bir baÄŸlayıcı özelliÄŸi bulunmamaktadır. Ancak kutupları birbirine yaklaÅŸÂtıran bu belge ile silahsızlanma çabaları hızlanmış, güvenlik ve iÅŸbirliÄŸi antlaÅŸmaları devletler arasında imzalanmıştır.
Â
C) YUMUŞAMA DÖNEMİ ÇATIŞMALARI
Â
• YumuÅŸama döneminde ABD ve Sovyet Rusyanın yaÂkınlaÅŸması beraberinde politika deÄŸiÅŸmelerini de beraÂberinde getirmiÅŸtir.
Â
• Bu süreçte ABD, Orta DoÄŸu ve Asya kıtasında ağırlıÂğını, BaÅŸkan Nixon'm açıkladığı doktrinle yapmaya çaÂlışmış, bozulan Çin-Sovyet anlaÅŸmazlığından yararlaÂnarak Çin'i yanına çekmeyi baÅŸarmıştır. BaÅŸkan Nixon 20 yıldan beri Çin'e uygulanan ticari ambargoyu kaldırÂmış, ülkesine gelmek isteyen Çinliler'e vize verileceÄŸini söylemiÅŸtir. Bunun üzerine Sovyet Rusya Hindistan'la bir ittifak antlaÅŸması yaparak Amerikan-Çin yakınlaÅŸÂmasına cevap vermiÅŸtir. 1971 yılında ABD baÅŸkanı NiÂxon'm Çin'i ziyareti ile iliÅŸkilerde bahar havası yaÅŸanÂmıştır. Ancak Amerikanın Çin'e yaklaÅŸmasındaki temel neden Vietnam Savaşı'nda uÄŸradığı baÅŸarısızlık olaÂcaktır.
Â
Sovyet Rusya ise YumuÅŸama Dönemi'nde Batı ile diplomatik faaliyetlerine hız vermiÅŸtir. Nato'nun etkiÂli gücünden çekinen Sovyet Rusya kendisine yöneÂlen tehlikeler karşısında Nato'nun gücünü zayıflatÂmaya çalışmıştır.
Â
1) KÜBA BUHRANI
Â
• Küba Buhranı meselesi; Sovyet Rusya'nın Kübaya yerleÅŸtirdiÄŸi füzelerdir. ABD'ye ait casus U-2 uçaklarıÂnın Küba üzerinde yaptığı uçuÅŸlar sonucunda, Küba'ya yerleÅŸtirilmiÅŸ Sovyet Rusya'ya ait füzeler bulunmuÅŸtur. Bunun üzerine ABD baÅŸkanı Kennedy 22 Ekim 1962'de Amerikan radyo ve televizyonlarında bu durumu tüm dünyaya duyurmuÅŸtur. ABD derhal bu füzelerin sökülÂmesini istedi. Taraflar arasındaki muhtemel bir nükleer savaşın dünyayı yok edeceÄŸini bilen dünya ülkeleri bu durumdan tedirgin olmuÅŸlardır. Ancak ABD'nin kesin ve sert tavrı karşısında Sovyet Rusya füzeleri sökmeyi kaÂbul ederken, ABD'de Türkiye'de bulunan Jüpiter füzeleÂrini sökmeyi kabul etmiÅŸtir. Uluslararası bir soruna döÂnüşen "Küba Buhranı" bu ÅŸekilde atlatılmış oldu. Bu buhranı anlatan her iki devlet zamanla silahsızlanma antlaÅŸmalarını da birer birer imzalayacaklardır.
Â
ABD'nin Küba lideri Fidel Castro'yu devirmek için yaptığı plan başarısızlıkla sonuçlanınca (Domuzlar Körfezi) bu durum Küba'yı Sovyet Rusya idaresine daha çok yaklaştıran bir unsur olmuştur.
Â
2) VİETNAM SAVAŞI
Â
• 1945 Cenevre AntlaÅŸması ile Kuzey ve Güney VietÂnam olmak üzere ikiye ayrılan bu devletlerden, kuzeyiÂni Sovyet Rusya, güneyini ise ABD koruma altına alaÂcaktır. Ancak kominist düzene sahip olan ve Sovyet Rusya'dan destek olan Kuzey Vietnam, zamanla ABD'nin destek verdiÄŸi Güney Vietnam topraklarına sızmalar yapmaya baÅŸlayınca, ABD 1965 yılından itiÂbaren Güney Vietnamı korumak için asker çıkardı.
Â
• SavaÅŸ devam ederken Sovyet Rusya Kuzey Vietna-ma her türlü desteÄŸi vermiÅŸ, Çekoslovakya'yı iÅŸgal etÂmiÅŸ ve Brejnev Doktrini'ni yayınlayarak, her hangi bir kominist ülkeye de müdahale yapabileceÄŸini belirtmiÅŸÂtir.
Â
• 1965'ten itibaren Kuzey Vietnamı bombalayan ABD istediÄŸi sonuçları elde edemezken, Güney Vietnam'a sızma hareketleri de devam etmiÅŸtir. Bunun üzerine bu ülkeye 80.000 asker gönderen ABD, bunu zamanla arÂtırarak 600.000 sayısına ulaÅŸacaktır. Bu savaÅŸta Batılı devletlerden yeterli desteÄŸi alamayan ABD, 1968 yılınÂda Kuzey Vietnam ile Paris'te masaya oturmuÅŸtur. Bu sırada 1968 yılında yapılan baÅŸkanlık seçimlerini kazaÂnan Nixon, Vietnam Meselesine hemen ağırlığını koyaÂrak ABD'yi "Vietnam Bataklığından çıkarmak istemiÅŸtir.
Â
Çünkü kendisi göreve geldiÄŸinde 31.000 ABD askeri Vietnam'da ölmüştü. Bunun üzerine baÅŸkan Nixon Temmuz 1969 yılında "ABD'nin dünyanın neresinde olursa olsun Vietnam örneÄŸi savaÅŸlara girmeyeceÂÄŸini, müttefiklerine yardım için ABD askeri gönderÂmeyeceÄŸini, bu devletlere ekonomik ve askeri teçÂhizat gönderileceÄŸini" belirten "Nixon Doktrini" yaÂyımlamış ve Paris'te sürdürülen barış çabalarının hızÂlanmasını saÄŸlamıştır. Her iki taraf da 1973 yılında anÂlaÅŸmaya varmışlardır.
Â
Bu anlaşmaya göre;
1. 1954 Cenevre AntlaÅŸması sınırlarına geri dönüÂlecek,
2. Amerika BirleÅŸik Devletleri altmış gün içinde ViÂetnam! terkedecek,
3. Kuzey Vietnam da Güney Vietnam halkının kenÂdi kaderini kendisinin tayin etmesini saÄŸlayaÂcaktır gibi kararlar alınmıştır.
• ABD Kuzey Vietnam'dan çekildiÄŸinde 55.000 askerini de kaybetmiÅŸ olacaktır. Ancak saÄŸlanan bu barış kısa sürecek ve Güney Vietnam 1975 yılında Kominist KuÂzey Vietnam tarafından ilhak edilecektir.
Â
Vietnam Savaşı ABD'nin kendi halkı ile problemler yaÅŸamasına neden olacaktır. ABD halkı verilen ağır kayıplar ve kendilerini ilgilendirmeyen bir meseleye taraf oldukları için, Vietnam Savaşını kendi ülkeleÂrinde günlerce protesto edecek, kim tanınmış ayÂdın, gazeteci, spor adamı askerlik için silah altına alınmayı reddedeceklerdir. Bunlo se en sivrilen ise ünlü boksör Muhammed A!i Ciay olacaktır. Kendisi Vietnam Savaşı'nı protesto edip, askere gitmemesi üzerine aldığı madalyalar ve unvanları elinden alınacaktır. Bu durum ABD halkı arasında yönetime karşı olan tepkileri daha da arttıracaktır.
Â
Vietnam Savaşı'nın tek olumlu yönü ise ABD-Çin ilişkilerinde yaşanan pozitif gelişmeler olacaktır.
Â
3) KEŞMİR SORUNU
Â
• II. Dünya Savaşı sonrası 1947 yılında kurulan HindisÂtan ve Pakistan arasında ki bu sorun günümüze kadar gelmiÅŸtir.
Â
KuruluÅŸunda iki topraktan meydana gelen ve buÂgünkü Pakistan olan Batı Pakistan diÄŸeri ise eski adı Bengal olan ve bugünkü ismi BangladeÅŸ olan DoÄŸu Pakistan'dır.
Â
• KuruluÅŸlarından itibaren sınır çatışmaları yaÅŸayan Hindistan ve Pakistan arasındaki mesele, verimli topÂrak arazilerine ve halkının çoÄŸunluÄŸunun Müslüman olÂduÄŸu KeÅŸmir Bölgesi'dir. Bu bölgenin yönetimini İngiltere 1846 yılında bir Hintli aileye vermiÅŸti. Her iki devletin de kurulduÄŸu 1947 yılında bu toprağın idaresini elinde tutan Hintli aile, buranın yönetimini 1947 Ekiminde Hindistan'a vermiÅŸtir. Bu arada Pakistan bu bölgede Müslüman çoÄŸunluÄŸa dikkat çekerek bu toprağın kenÂdisine verilmesini istedi İşte bu olay Hindistan ile PakisÂtan'ı KeÅŸmir meselesi yüzünden 1948'de savaÅŸa götürÂdü. BirleÅŸmiÅŸ Milletlerin araya girmesiyle, bu bölgede plebisit (kime katılacağı çoÄŸunluÄŸa göre belirleme esası) yapılmasına karar verildi. Ancak Hindistan bu bölgede günümüze kadar bir plebisite yapmaya yanaÅŸÂmamıştır. Bu durum Hindistan'ı Sovyet Rusya'ya yakÂlaÅŸtırırken, Pakistan'ı ise ABD'ye yaklaÅŸtırmıştır.
Â
• Birbirlerinden uzaklaÅŸan bu devletlerden Pakistan, 1955 yılında BaÄŸdat Paktı'na üye olacaktır. Ancak KeÅŸÂmir Bölgesinde Hindularla Müslümanlar arasında silahÂlı çatışmalar 1963 yılında yeni bir savaÅŸa daha neden olacaktır.
Â
• Pakistan askerlerinin 5 Ağustos 1963 günü Keşmir'in Hindistan'a ait bölgelerine girmesiyle başlayan savaş, B.M. Güvenlik Konseyi'nin 23 Eylül 1965 günü ateşkes ilan etmesi ile son bulacaktır.
1966 yılında Sovyetler Birliği Başbakanı Kosigi'nin ara-bulucuğu ile başlayan müzakereler sonucu;
1. Her iki tarafta savaşın başladığı 5 Ağustos 1965 önceki sınırlarına çekilerek,
2. Birbirlerinin içişlerine karışmayacak,
3. Meseleleri barışçıl yollarla çözeceklerine dair "Taşkent Deklarasyonunu 10 Ocak 1966 yılında imzalayacaklardır.
Â
• 1971 yılına kadar süren bu antlaÅŸma, DoÄŸu PakisÂtan'ın ayaklanıp, BangladeÅŸ adında bir bağımsız devlet kurmasına kadar devam etmiÅŸtir. Bunun da gerçekleÅŸÂmesinde Hindistan'ın DoÄŸu Pakistan'a yaptığı asker ve malzeme yardımları önemlidir.
Â
• İliÅŸkilerin gerginleÅŸmesi üzerine Çin ve ABD PakisÂtan'ı, Sovyet Rusya'da Hindistan'ı destekledi. 3 Aralık 1971 günü Pakistan uçaklarının, Hindistan'da bazı haÂvalimanları™ vurması ile baÅŸlayan savaÅŸta, Hindistan ordusunun DoÄŸu Pakistan'a girmesi sonucu Pakistan daha fazla dayanamayarak teslim oldu. (16 Aralık 1971) Aynı gün ise BangladeÅŸ Devleti'nin kurulduÄŸu resmen ilan edildi. Yeni kurulan bu devleti ABD, SovÂyet Rusya ve Çin hemen tanırken, Pakistan ise Bang-ladeÅŸi 1974 yılında yapılan İslâm Konferansı toplantıÂsında İslam ülkelerinin ısrarı üzerine resmen tanımıştır.
Â
4) SOVYET RUSYA'NIN AFGANİSTAN'I İŞGALİ
Â
• 1979 yılına kadar Sovyet Rusya ile İttifak AntlaÅŸmalaÂrı imzalayan Afganistan, içindeki milliyetçi-solcu çatışÂmasında dolayı 1970'lerden beri ülke içinde birliÄŸi saÄŸÂlayamadı.
Â
• 27 Nisan 1978 günü Afgan Marksistleri yaptıkları darÂbe ile yönetimi ele geçirip 28 Haziranda "Afganistan Demokratik Cumhuriyeti"ni ilan ettiler. İhtilal KomiteÂsi baÅŸkanı Taraki ise devlet baÅŸkanı oldu. Ancak bu duÂrum halkının büyük çoÄŸunluÄŸu Müslüman olan milliyetÂçi Afganları kızdırdı. Ülke için de baÅŸlayan çatışmalara taraf olan Sovyet Rusya 24 Aralık 1979 yılında, Kabil havaalanına asker indirerek, hükümet binasını iÅŸgal etÂti. Böylece Afganistan Sovyet Rusya tarafından iÅŸgal edildi. Ancak Sovyetlerin iÅŸgali ülke topraklarını savunÂmak için milyonlarca Afganlı'yı direniÅŸe ÅŸevketti. AfgaÂnistan'ın daÄŸlık arazisi de Sovyet iÅŸgalinin geniÅŸlemesiÂni engellerken kuvvetlerinin de ülkenin her yerinde baÅŸÂlayan direniÅŸ hareketlerine karşı bölmeleri de savaÅŸta baÅŸarı saÄŸlayamamalarına neden oldu.
Â
• Sovyetler savaÅŸ boyunca Afgan milliyetçilerinin direÂniÅŸini kırmak için kimyasal silahlar, hava bombardımanÂları, sıvı bombalar atarak binlerce sivil insanın hayatını kaybetmesine neden olmuÅŸtur. Ancak Afgan halkının direniÅŸini kıramayan ve dünya kamuoyu nezninde koÂminist ülkeler hariç hiçbir desteÄŸi olmayan Sovyet RusÂya, 15 Åžubat 1989 yılında son askeri biriÄŸini de çekeÂrek Afganistan'ı terketmiÅŸtir.
Â
Bu savaÅŸta BirleÅŸmiÅŸ Milletlerde yoÄŸun bir çaba harcamasına raÄŸmen, birliÄŸin daimi üyesi RusÂya'nın kendisine karşı alınan her kararı devamlı veÂto etmesinden dolayı etkili olamamıştır.
Â
• SavaÅŸ esnasında ve sonrasında ABD ve Çin, AfgaÂnistan'a her türlü silah ve ekonomik anlamda yardımÂlar göndermiÅŸtir.
Â
Afganistan'ın iÅŸgali ise en çok Pakistan'ı rahatsız etmiÅŸtir. EÄŸer Afganistan Sovyet Rusya'nın eline geçerse, Sovyet Rusya ile Pakistan sınır komÅŸusu olacaktır. Hindistan'ın da Sovyet Rusya ile yakın iÅŸÂbirliÄŸi içinde olması Pakistan'ın kaygıları arttıracakÂtır.
Â
5) ARAP-İSRAİL SAVAŞLARI
Â
• II. Dünya Savaşı'ndan sonra Filistin topraklarına yerÂleÅŸen Yahudiler, İngilterenin bu bölgeden çekilmesi ile 14 Mayıs 1948 günü İsrail devletinin kuruluÅŸunu ilan etÂti. Bu kurulma Araplarla İsrail arasında birçok savaÅŸa neden olacaktır.
Â
a. ARAP-İSRAİL SAVAŞI (1948-49)
Â
• İsrail Devleti kurulur kurulmaz Mısır, Suriye, Lübnan ve Irak ordularından oluÅŸan Arap orduları 15 Mayıs 1948 yılında İsrail'in üzerine yürüdü. İsrail'in kurulmaÂsında etkili olan İngiltere ve Amerika, savaşın baÅŸlamaÂsı ile Filistin'e silah sevkiyatına ambargo koymasına raÄŸmen Sovyet Rusya Yahudilerin yanında yer alarak, İsrail'e top ve otomatik silahlar sevketmiÅŸtir.
Â
• 75.000 kiÅŸilik bir orduya sahip olan İsrail, beÅŸ Arap orÂdusunu da (Filistin ordusu da dahil) yenerek bir yıldan beri devam eden bu savaÅŸtan galip ayrılacaktır. BöyleÂce İsrail Filistin topraklarının dörtte üçünü ele geçireÂrek, Kudüs'ün de yarısını kendi topraklarına katmıştır. Yapılan bu savaÅŸta bir milyon Filistinli yerlerinden ayrılÂmak zorunda kalması "Mülteciler Meselesi"nin de orÂtaya çıkmasını saÄŸlamıştır. Ayrıca Mısır'da da Kral FaÂruk tahttan indirilerek yerine Nasır getirilmiÅŸtir.
Â
Savaşın bir diğer sonucu da beş Arap Devleti'nin az sayıda ki İsrail askerlerine yenilmesi Araplar'da "milliyetçilik" duygularını güçlendirmiştir.
Â
b. 1967 ARAP-İSRAİL SAVAŞI (ALTI GÜN SAVAŞI)
Â
• 1948 yılında İsrail'in kazandığı ilk Arap-İsrail savaşıÂnın ardından, Mısır'da devlet baÅŸkanı olan Nasır hem kendi prestijini yükselterek, Orta DoÄŸu ve kendi ülkeÂsinde konumunu güçlendirmek hem de 1948 yılında kaybedilen savaşın intikamını almak için gerekli hazırÂlıklara baÅŸladı.
Â
• DiÄŸer taraftan da Sovyet Rusya'nın Suriye ile silah alış-veriÅŸinde bulunarak, bu ülkeyi güçlendirmesi 1966 yılında İsrail-Suriye arasında gerginliÄŸine yol açmıştır. Suriye-İsrail sınırında baÅŸlayan olaylar, İsrail'in SuriÂye'yi Güvenlik Konseyi'ne ÅŸikayeti ile iyice gerginleÅŸti. Ancak Sovyet Rusya'nın İsrail lehine her kararı veto etÂmesi, İsrail'in konseyden kendi lehine bir karar çıkarÂmasını engelledi.
Â
• Bunun üzerine İsrail, Suriye'nin yaptığı her sınır olaÂyında, en ağır ÅŸekilde karşılık vermeye baÅŸladı.
Â
• Bu durum Mısır silahlı kuvvetlerini 19 Mayıs'tan itibaÂren Sina'ya ve BirleÅŸmiÅŸ Milletlerin kontrolünde buluÂnan Åžarm El-Åžeyh'e asker çıkarmasına neden oldu. Mısır İsrai'in Kızıl Deniz'e çıkışı olan Tiran BoÄŸazı'nıda kontrol altına aldı. Bu son olay İsrail'in sabrını taşırmaÂya yetti.
Â
• İsrail 5 Haziran 1967'de Mısır, Ürdün ve Suriye'yi bombalamaya baÅŸladı. 3 gün içinde Sina Yarımadasfnı ele geçiren İsrail önce Mısır'ı Nablus Muharebesi'yle saf dışı edip, 7 Haziran günü Ürdün'le, 19 Haziran güÂnü ise Suriye ile ateÅŸkes yapıp, altı gün süren bu savaÂşında kesin galibi oldu.
Savaş sonunda ise İsrail;
1. Topraklarını dört kat daha genişletmiş,
2. Tiran Boğazı'na sahip olmuş,
3. Gazze bölgesini eline geçirmiÅŸ ancak İsrail için belki de savaÅŸta alınan en önemli yer Kudüs olÂmuÅŸtur.
Â
SavaÅŸ sonrasında ise Sovyet Rusya Araplara desÂteÄŸini sürdürmüş ve konuyu BirleÅŸmiÅŸ Milletler GeÂnel Kurulu'na götürmüş ve Araplar lehine kararlar çıkmasını saÄŸlamaya çalışmıştır.
ABD ise artık Orta DoÄŸu'da kalıcı bir barışın temelÂlerini atmak ve Orta DoÄŸu da kendi aleyhine oluÅŸan propagandaları önlemek için çeÅŸitli planlar yaptı. Ancak bu planlar bir netice vermedi.
Â
c. 1973 ARAP-İSRAİL SAVAŞI
Â
• 1967 yılında Araplar'ın yaÅŸadığı hezimet ve kaybediÂlen toprak parçalarını İsrail'den almak için 1967 yılında Sudan'ın baÅŸkenti Hartum'da yapılan Arap Zirvesi'nde;
Â
1. İsrail hiçbir şekilde tanınmayacak,
2. İsrail ile hiçbir şekilde müzakere edilmeyecek,
3. İsrail ile barış antlaşması yapılmayacak,
4. Filistinlilerin hakları sonuna kadar savunulacak
gibi kararlar alınmıştır.
Â
• Bu kararlar sonrası eÄŸitilen Filistinli komandolar İsraÂil sınırlarında Yıpratma Savaşı adı verdikleri taktikle, İsrail'i devamlı tahrik etmeye baÅŸladılar.
Â
Bu sırada ABD'nin Araplarla aralarındaki sorunları gidermek için başlattığı barış çabaları ve planların İsrail'in politikasına ters düşmesi sonucu Mısır 1969 Nisan'ından itibaren 16 ay süren Yıpratma Savaşları'na başladı.
Â
• 1967 yılındaki yenilgi, Mısır ordusunda da çeÅŸitli reÂformlara neden oldu. Mısır tekrar silahlanmaya baÅŸladı ve 1969 ta İsrail mevzilerini bombaladı. Bunun üzerine İsrail 1970 yılında Mısır'ı bombalamaya baÅŸladı. Ancak İsrail'in bombardımanı Mısır hava savunmasını çökerÂtince Mısır, Sovyet Rusya'dan uçak ve füze alımı yaptı. Yapılan karşılıklı hava muharebeleri 1971 yılına kadar devam etti. Bu arada Mısır Devlet baÅŸkanı Nasır 28 EyÂlül 1970 yılında vefat etti. Yerine ise Enver Sedat geçti. Enver Sedat 1971 yılında İsrail'e bir barış planı sundu. SunduÄŸu barış planı reddedilince, Mısır, Ürdün, Suriye arasında yoÄŸun temaslar baÅŸladı ve savaşın planları yapıldı. Bu müzakereler sonucu savaşın Sina ve SuriÂye cephesinde yapılması kararlaÅŸtırıldı.
Â
• 6 Ekim 1973 günü Mısır ve Suriye kuvvetleri aniden İsrail'e saldırıya geçtiler. Ancak Araplar Suriye Cephe-si'nde başarılı olamadılar.
Â
• Sina Cephesi'nde ise İsrail, hem insan hem de askeÂri teçhizat (top, tüfek, tank, uçak) bakımından ağır kaÂyıplara uÄŸradı. Ancak zamanla toparlanan İsrail Mısır'ın ilerleyiÅŸini durdurdu ve ilerleyerek Mısır topraklarına girmeye baÅŸladı. Savaşı daha fazla ilerletmeyen Mısır ile İsrail, Güvenlik Konseyinin 22 Ekim 1973 günü aldıÂğı kararla ateÅŸkes ilan etti.
Â
• Ancak Mısır ateÅŸkes kararına uymadı. Tekrar saldırıÂya geçincede bu sefer iki süper güç Sovyet Rusya ve ABD karşı karşıya geldi. Ancak taraflar arasındaki göÂrüşmeler sonucu her iki ülke sınırına BirleÅŸmiÅŸ Milletler kuvvetlerinin konulması dair bir antlaÅŸma imzalandı. (25 Ekim 1973)
Â
• ABD DışiÅŸleri Bakanı Henry Kissinger İsrail ve Arap devletleri arasında baÅŸlattığı mekik diplomasisinin sonucunda 18 Ocak 1974 tarihinde, İsrail'in Sina'dan belÂli ölçülerde çekilmesini saÄŸlayan bir antlaÅŸma daha yaÂpıldı.
Â
Bu anlaşma Süveyş-Kahire yolunun 101. km'sinde imzalandığı için "101. km Antlaşması" adı da verilir.
Â
• Bu antlaÅŸmanın bir benzeri de Suriye-İsrail arasında 31 Mayıs 1974'de imzalanarak barış çabaları hızlandırılmıştır. Bu antlaÅŸmalar da etkin rol oynayan ABD, Arap devletleri ile münasebetlerini de düzeltme imkanı buldu. ABD-Mısır ile münasebetlerini düzeltti. Her iki devlet arasında 1 Eylül 1975 yılında Sina konusunda bir anlaÅŸma imzalandı. Bu antlaÅŸma ile Mısır büyük kaÂzançlar elde etti. Bu durum 1978 Camp David anlaÅŸÂmalarına giden yolu da açmış oldu.
Â
d. CAMP DAVID ANLAÅžMALARI (1978-1979)
Â
• 18 Ocak 1974'te ve 1 Eylül 1975'te yapılan anlaÅŸmaÂlarda arabulucu olan ABD, Orta DoÄŸu politikasına ağırÂlığını koyarken, Arap ülkelerinden Mısır ile de münaseÂbetlerini geliÅŸtirmiÅŸti. ABD BaÅŸkanı Nixon, Mısır'a yaptıÂğı ziyaretle ve Enver Sedat'ın 26 Ekim-5 Kasım tarihleÂri arasında ABD'ye yaptığı ziyaret ABD-Mısır arasında iliÅŸkileri geliÅŸtirdi.
Â
• Ancak bu durum Mısır-Libya arasında gerginliÄŸe neÂden oldu. 1975 yılında baÅŸlayan bu gerginlik 1977 Eki-mi'ne kadar devam etti. 1977 yılında bu sınır çatışmaÂları iki ülkeyi savaÅŸ durumuna getirdi. Ancak savaÅŸ Arap ülkelerinin araya girmesi ile münasebetler tekrar normale döndü. Ancak bu durum Mısır-Sovyet Rusya arasındaki münasebetleri de olumsuz etkiledi. Enver Sedat Sovyet Rusya ile 1971 yılında imzaladığı "DostÂluk ve İşbirliÄŸi AnlaÅŸmasfnı fesh etti. Bu olay ABD'yi memnun etti. Bunun üzerine ABD 28 Nisan'da Mısır'la bir ticaret anlaÅŸması imzaladı.
Â
• Orta DoÄŸu'da kalıcı bir barış isteyen ABD, birçok Arap ülkeleri ile görüştükten sonra 1 Ekim 1977'de CenevÂre'de bir toplantı yapılacağını duyurdu. Bu geliÅŸmeler yaÅŸanırken Enver Sedat 19-21 Kasım arasında İsrail'i ziyaret etti ve böylece iki devlet arasında diyalogda baÅŸlamış oldu. Ancak bu durum Arap ülkeleri arasında müthiÅŸ bir tepki ile karşılandı.
Â
• Mısır-İsrail görüşmeleri zaman zaman taraflar arasınÂda gerginlikleri de beraberinde getirdi. Öncelikli sorun İsrail'in Filistin topraklarından olan Batı Åžeria'da yeni yahudi yerleÅŸim merkezleri inÅŸa etmesi oldu. Bu durum İsrail'in hem ABD ile hem de Mısır'la arasının açılmasıÂna neden oldu. Ancak tekrar insiyatifi ele alan ABD EnÂver Sedat ile İsrail devlet baÅŸkanı Begin'i Washington yakınlarında ki Camp David'de buluÅŸturdu.
Bu görüşmeler 5-17 Eylül 1978'de yapıldı ve 17 Ey-lül'de, Mısır, İsrail ve Amerika BirleÅŸik Devletleri araÂsında "Camp David AnlaÅŸmaları" imzalandı.
Â
Buna göre;
1. Batı Şeria ve Gazze'de Filistinlilere muhtariyet verilecek,
2. İsrail, bu iki toprakta, asker miktarını asgariye indirecek,
3. Filistin halkının meÅŸru haklarını ve adil istekleÂrini İsrail tanıyacak,
4. 3 ay içinde İsrail ile Mısır arasında barış anlaÅŸÂması yapılarak, İsrail Sina Yarımadasından iki-üç yıl içinde geri çekilecek gibi kararlar alınmıştır.
Â
• Ancak bu anlaÅŸmaya tepkiler, Enver Sedat'ın 1977 yıÂlında Kudüs'e yaptığı ziyaret sonrası, Arap ülkelerinin İsrail ile her turla anlaÅŸmayı reddeden "Karanlık CepÂhesinin Sovyet Rusya'ya yakınlaÅŸmasına ve Suriye liÂderi Hafız Esad'ın da Moskova'ya giderek baÅŸkan Brej-nev ile görüşerek "Camp David AnlaÅŸmalarının redÂdetmelerine neden olacaktır.
Â
• Mısır-İsrail barış anlaÅŸması için biraz gecikmeli de olÂsa 26 Mart 1979'da VVashington'da imzalandı.
Â
Barış AnlaÅŸması'nın gecikme nedenleri; İsrail'in Camp David AnlaÅŸması'nda yeralan maddeleri kenÂdi lehine olacak ÅŸekilde yorumlamasından kaynakÂlanmıştır.
Â
• Bu anlaÅŸma ile Mısır ile Arap dünyası arasındaki baÄŸÂlar tamamen koptu. Arap ülkeleri yapacakları her türlü konferans ve toplantılarda ya Mısır'ı davet etmeyecekÂler ya da aldıkları kararlarla, ekonomik yönden Mısır'a giden yardımların önünü keseceklerdir.
Â
Mısır'a ekonomik alanda en fazla yardımı Suudi Arabistan yapmaktaydı. Ancak Camp David AnlaÅŸÂmalarımı imzalayan Mısır'a, Suudi Arabistan yarÂdımlarını kesmiÅŸ ve bu durum ABD'nin Mısır'a asÂkeri ve ekonomik yardımlar yaparak Amerikan yanÂlısı bir devlet haline gelmesine neden olacaktır.
Â
Camp David anlaÅŸmaları Filistin Meselesi'ne kalıcı bir çözüm getirmemiÅŸtir. Özellikle anlaÅŸma sonrası İsrail'in Batı Åžeria'da Yahudi yerleÅŸim bölgeleri inÅŸa etmeye devam etmesi ve Kudüs'ü uluslararası staÂtüden çıkarıp kendi topraklarına katması ve 1967 yılından beri Suriye'ye ait olan Golan Tepelerini de 1981'de ilhak etmesi, Arap Devletleri ile İsrail'in aralarının açılmasına neden olacak ve bu sorun güÂnümüze kadarda devam edecektir.
Â
D. PETROL BUNALIMI VE OPEC
Â
1) 1973 Petrol Krizi Sebepleri:
1. 1967 Arap - İsrail savaÅŸlarının sonucunda petrolü batıya karşı siyasi silah olarak kullanılmak istenmeÂsi
2. OrtadoÄŸu ülkelerinde petrol ÅŸirketlerine el konulmaÂsı
3. İran ve Irak'ın ülkedeki petrol ÅŸirketlerini ulusallaÅŸÂtırması
4. Batılı ülkelerin ve özellikle ABD'nin İsrail'e açıkça destek olması
Â
• 1967 Arap-İsrail savaşından sonra petrolün batıya ve bilhassa İsrail'e destek veren Amerika'ya karşı siyasi silah olarak kullanılması söz konusu edildi. Hatta bu maksatla OAPEC(petrol ihraç eden Arap ülkeleri teÅŸkiÂlatı) kuruldu. Fakat petrolün siyasi silah olarak kullanılÂması mümkün olmadı. Çünkü Batının ve Amerika'nın tek petrol kaynağı OrtadoÄŸu deÄŸildi.
Bu yıllarda Amerika'nın kendi üretimi olduğu gibi Venezüella, Nijerya ve Endonezya gibi petrol ihraç eden ülkeler olması Arapların petrol ambargosunu başarısız kılmıştır.
Â
• OAPEC Batı ve Amerika üzerinde baskı kurabilmek için,
a) Üretimi kısmak dolayısıyla ihracatı kısmak
b) Fiyatları yükseltmek
yollarını düşünmüş ve ikinci yolu tercih etmişlerdir.
Â
1973 yılından itibaren petrol fiyatlarının yükseltilmeÂsi neticesinde 1973'te varili 2.59 dolar olan Arap petrolü 1974'te 11.65 dolara çıkmıştır. Yani bu bir yıl içinde dört mislinden fazla bir atış demekti.
Â
• Petrol fiyatlarındaki artış Batı Avrupa'da ve JaponÂya'da bir paniÄŸe sebep oldu. Batı Avrupa devletleri İsÂrail'e iÅŸgal ettiÄŸi yerlerden çekilmesi için baskı uygulaÂdı. Japonya Arapları destekleme kararı aldı. İngiltere ise İsrail'e silah ambargosu uyguladı.
Â
Sonuçlan:
1. ABD, Arapların petrol silahına karşı petrolün saÄŸÂlanmasında ve kullanılmasında iÅŸbirliÄŸi saÄŸlamak için Milletlerarası Enerji Ajansı'nı kurdu.(14 üye )
2. Batılı ülkeler petrol fiyatlarındaki artışı kendi ürettikÂleri sanayi mallarına yansıttılar. Yani Araplar pahalı petrol sattılar aldıkları sanayi mallarını pahalıya alÂdılar.
3. Petrol fiyatlarındaki artıştan en büyük zarar ise saÂnayi alanında geliÅŸmekte olan ve çıkartılan petrolün kendine yetmediÄŸi Türkiye ve Türkiye gibi devletleÂre olmuÅŸtur.
Â
2) OPEC (Petrol İhraç Eden Ülkeler Teşkilatı)
Â
• 1960 yılında BaÄŸdat'ta kuruldu. TeÅŸkilatın merkezi Vi-yana'dadır. İlk üyeleri, Irak, İran, Kuveyt, Suudi ArabisÂtan ve Venezüella idi. Daha sonra bu teÅŸkilata Libya, Endonezya, Katar, BirleÅŸik Arap Emirlikleri, Cezayir, Gabon, Nijeryave Ekvadoröa katıldı. Üye sayısı 13 kaÂdar çıkan bu teÅŸkilatın kurulma amaçları ÅŸunlardır:
Â
1. Petrol fiyatlarını tespit etmek
2. Üye devletlerin sorunlarına birlikte çözüm getirmek
3. Yoksul ülkelerde milli ekonomilerin oluşturulmasını sağlamak
4. Yoksul ülkelere gerekli görüldüğünde yardımda buÂlunmak
5. Üye ülkeler arasında petrol politikasının birliğini sağlayarak üye ülkelerin ortak çıkarlarını korumak
Â
• OPEC ülkeleri kuruluÅŸ aÅŸamasında Shell, Esso, Bri-tish Petroleum ( BP) gibi büyük petrol ÅŸirketlerinin basÂkısıyla karşılaÅŸtılar ama 1970'li yıllardan sonra uygulaÂdığı "petrolü kısma" politikası ile siyasi ve ekonomik alanda kendinden söz ettiren bir teÅŸkilat olmuÅŸtur.
Â
OPEC kurulduÄŸunda OrtadoÄŸu petrollerinin varili (7,3 varil ham petrol bir ton etmektedir) 1,80, Libya petrolü 2,17 dolar iken 1982'de varili 34 dolara kaÂdar çıkmıştır.
Â
• OPEC 1977'li yıllarda farklı iki fiyat hüküm sürdü. BaÂzı üye devletler Batı'nın etkisinde kalarak fiyatların yükÂselmesine karşı çıktılar (Suudi Arabistan, Åžah İran'ı ve B.A.E gibi) bazı üye devletler ise fiyat artışında ısrar et-tiler.(Cezayir, Irak, Libya gibi)
• OPEC kurulduÄŸundan beri dünya siyasetinde iniÅŸli çıÂkışlı bir seyir izlese de bugün dünya petrol üretiminin %49'una yakın bir payını elinde bulundurmaktadır.
Â
E. İRAN-IRAK SAVAŞININ GELİŞİMİ
Â
• Yakın zamanın en manasız savaÅŸlarından biri sayılan İran-lrak savaşının temelinde mezhep mücadelesi, siÂyasi üstünlük mücadelesi ve Arap-Fars çekiÅŸmesi yatÂmaktadır. 1958 de Irak'ta monarÅŸinin yıkılmasından sonra İran-lrak iliÅŸkileri bir türlü düzgün gitmemiÅŸtir. 1958'den sonra Irak'ta sol rejimlerin hâkim olması batıÂya dönük bir politika izleyen İran ÅŸahının hiç hoÅŸuna gitmedi.1970'li yıllarda İran askeri gücünü arttıran Åžah, bölgenin hâkimiyetine soyundu.
Â
• 1968 yılında İngiltere'nin bölgeden çekilme kararı almaya başlaması ile İran, İngiltere'nin yerini doldurmak için çalışmalara hız verdi. Ve kendine iki yeni konsept geliştirdi.
1. Savunma amaçlı: İran'a dışardan ve bölgeden gelebilecek tehditlere karşı caydırma ve savunma
2. Taarruzi amaçlı: Bölgede İran'dan daha güçlü hatta İran'la eşit bir devletin varlığına izin vermeme
• 1968 yılında Irak'ta "Baas Sosyalist Partisi" iktidara geldi. Bu parti 1961 yılından beri devam eden Kürt sorununa bir çözüm getirmek amacıyla 1970'te Kürtlere muhtariyet veren bir antlaşma imzaladı. Yeni rejimle birlikte Irak, komünist ülkelerle özellikle Sovyetler Birliği ile ilişkileri geliştirdi ve Sovyetlerden yüklü miktarda silah ve mühimmat aldı.
• Irak'ın komünist ülkelerden silah satın alması İran ABD ve İngiltere'yi rahatsız etti. İran Irak'ın bu tutumuna karşı kuzey Irak'taki Kürtleri Bağdat yönetimine karşı kışkırttı. 1974'te Irak ordusu ile Kürtler arasında kanlı çarpışmalar oldu. Bu çatışmalarda yüz bin Kürt İran'a sığındı. İran sığınan Kürtleri silahlandırarak tekrar Irak'a yolladı. Böylece İran ile Irak Kürtler üzerinden savaş eder duruma geldi.1975'te Cezayir'in arabulucu olmasıyla "Cezayir Antlaşması" imzalandı.
Â
1979'da Ayetullah Humeyni ve taraftarlarının İran'da şahı devirmesiyle "İran İslam Cumhuriyeti" kuruldu ve iki ülke arasında ilişkiler tekrar bozulmaya başladı. Humeyni, Irak devrimini, yönetimini ve ülkedeki yönetici partiyi ortadan kaldırmayı amaçlamıştı.
Â
F. İRAN-IRAK SAVAŞI (1980-1988)
Â
Nedenleri:
1. İran hâkimiyetinde bulunan fakat Cezayir Antlaşmasına göre Irak'a devredilmesi gereken çeşitli kontrol noktalarının İran'ın devretmemesi
2. Irak'ın Kuzistan bölgesinde kontrolü elde etmek istemesi
3. Irak'ın İslam dünyasında gerçek bir lider olduğunu ispatlamak istemesi
4. İran'ın Basra bölgesindeki ortak hâkimiyete kesin bir son vermek istemesi
5. Humeyni rejiminin Irak için bir tehdit oluşturması
6. Irak'ın İran'la çarpışan Kuzistan Araplarını desteklemesi
7. Şattülarap'ta Irak'ın çıkarlarını korumak istemesi
• 1980 yılında başlayan savaş 8 yıl sürdü. Zaman zaman çok şiddetlenen savaşta ne Irak ne de İran birbirine üstünlük sağlayamadı. İran'ın silahları Amerikan yapımı olması devrimden sonra İran-ABD ilişkilerinin iyi
olmamasından dolayı İran yedek parça sıkıntısı çektiği için havadaki üstünlüğü Irak'a bırakmıştır.
Â
1980 yılında İran'ın nüfusu 51 milyon Irak'ın nüfusu ise 18 milyon idi. İran'ın bu savaşta güçsüz olması İran'ı "insan-yoğun" bir savaş taktiğine sevk etmiştir. Bu taktik Irak'ı kara harekâtında zor duruma sokmuştu.
Â
• Irak'ın bu savaşta güçlü olması İran'ı nüfusunu kullanmaya itmiş bunun yanında peşmergeleri de kullanma yoluna gitmiştir. ,
• Sekiz yıl süren İran-lrak Savaşı'nda Irak'ı destekleyen devletler: Suudi Arabistan, Kuveyt, Ürdün, Mısır, Fransa, ABD ve Sovyetler Birliği'dir.
İran'ı destekleyen devletler ise: Suriye, Libya, Çin, Kuzey ve Güney Kore, Yunanistan ve Hindistan olmuştur.
Â
• İran-lrak Savaşı'nda Türkiye, iki tarafın baskılarına rağmen tarafsızlığını bozmam ıştır. Silah hariç yiyecek ve giyecek satmıştır. İran'daki dini rejimden hoşlanmayan AB üyesi devletler ise Irak'a sempatiyle bakmışlar fakat iki tarafa da silah satmaktan çekinmemişlerdir.
Â
• İran-lrak Savaşı 20 Ağustos 1988'de Humeyni'nin tabiriyle "zehir içmekten zor bir karar." diyerek ateşkesin imzalanması ile sona ermiştir.
Â
SONUÇLARI:
1. Her iki ülkeden yaklaşık bir-iki milyon insan ölmüş üç milyon kişi sakat kalmıştır.
2. İran'ın bu savaştaki toplam zararı 380 milyar ster-ling; Irak'ın ise 301 milyar sterlinge ulaşmıştır.
3. İran'ın dış borcu 2 milyar sterling iken; Irak'ın dış borcu 50 milyar sterlinge çıkmıştır.
4. İran'ın Ortadoğu'ya yayılma, rejimini yayma ve lider olma planı başarısız olmuştur.
5. Irak'ın bu savaşta büyük zararla çıkması Sad-dam'ın Kuveyt'e saldırmasına ortam hazırlamıştır.
6. Körfez Savaşı'nın çıkmasında bu savaşın sonuçları etkili olmuştur.
7. AB ülkeleri iki tarafa silah satarak ekonomilerini güçlendirmişlerdir.
8. Türkiye iki taraf arasında tarafsız olmasından dolayı iki taraf arasındaki ticaret hacmini milyarlarca dolara çıkarmıştır.
9. Savaşın bitişinden bir yıl sonra Humeyni ölmüş yerine Hamaney getirilmiştir.
10. ABD'nin bölgedeki etkinliği artmıştır.
11. Savaş Irak'ın iç politikasına olumlu etkilemiş Sad-dam Hüseyin'in kişisel durumunu ve itibarını güçlendirmiştir.
12. Amerika'nın uzaydaki uydularından aldığı bilgiyi Irak'la paylaşması İran'da müthiş bir yıkıma yol açmıştır.
Â
G. DEĞİŞEN DÜNYA (Uzay Çalışmaları)
Â
• 1957-1975 yılları arasında ABD ile SSCB arasında soğuk savaşın bir göstergesi olarak ortaya çıkan uzay çalışmaları ivme kazanmıştır. Bu çalışmalar arasında;
1. Uzaya uydu ve insan göndermek
2. Ay'a insan göndermek
gibi geliÅŸmeler iki ülke arasında rekabete neden olmuÅŸÂtur.
Â
Uzay çalışmalarının temel amacı: iki ülkenin sıcak savaş öncesinde biri diğerini moralman çökertmekti.
Â
• II. Dünya Savaşı'ndan sonra Nazi Partisi'nden kaçan çok sayıda Alman roket bilimcisi (Van Braun gibi) ABD'ye iltica etti.
Â
• 4 Ekim 1957'de SSCB "Sputnik-I"i baÅŸarıyla fırlat-masıyla uzay savaÅŸları baÅŸlar. Bu ABD'yi derin bir telaÂÅŸa düşürür. SSCB adına "Sergey Korolyev" uzay çaÂlışmalarına hız verir.
Â
• Sputnik yüzünden korkan ve cesareti kırılan ABD halÂkı, ABD'deki uzay çalışmalarına büyük destek verir. Sputnik'ten dört ay sonra Amerika, "Explorer-I" uzaya gönderir.
Â
Fırlatılan ilk uydular bilimsel amaçlı fırlatılmıştı. Sputnik, atmosferin üst tabakasının yoğunluğunun belirlenmesinde, Explorer ise Van Ailen Radrosyon kemerinin keşfinde kullanıldı.
Â
• 1957'de SSCB'nin "Sputnik-ll" uydusu ile uzaya "Laika" diye ilk köpeÄŸi gönderir.(ölür) Yine Sovyetler 1968'de ilk kaplumbaÄŸaları uzaya göndermiÅŸ, ayın etÂrafını dolaÅŸan ilk canlı uçuÅŸu gerçekleÅŸtirmiÅŸtir. İnsanlı uçuÅŸlar: SSCB, "Vostok" serisi ile uzaya ilk inÂsan gönderir. "Yuri Gagarin", 1961'de dünyanın yöÂrüngesine baÅŸarıyla ulaÅŸan ilk insan olmuÅŸtur. Bu olaÂyın yıl dönümü Rusya'da ve birçok ülkede hala kutlanÂmaktadır. Yine SSCB, 1963'te uzaya ilk kadın'ı gönÂderdi^ Valantina TereÅŸkova) Aleksei Leonov 1965'te ilk uzay yürüyüşünü gerçekleÅŸtirdi.
Â
• Uzay yarışının baÅŸlangıcında Sovyetlerin saÄŸlamış olduÄŸu açık üstünlüğe karşı ABD karşılık verme yarışıÂna baÅŸladı. Amerikan baÅŸkanı Kennedy, Sovyet çalışÂmalarına karşı "Apollo" projesini geliÅŸtirir. Ay'a ilk insaÂnı taşıyan Apollo 11 aracını fırlattı. Ay'a ilk adım atan kiÂÅŸi ise Amerikalı "Neil Armstrong" oldu.
Â
• Ay'a çıkış uzay yarışının en çok rekabetin yaşandığı bir yer olmuştur. Ancak bu rekabetten SSCB başarısız olmuştur. Başarısız olmasının nedenleri şunlardır:
1. ABD, Ay projesinin merkezi örgütçe (NASA) yöneÂtilmesi
2. Dahi Sovyet tasarımcısı Korolyov'un erken ölümü
3. ABD'nin projelere daha fazla kaynak ayırması
4. Amerikan proje yönetiminin ve kalite kontrol sisÂtemlerinin üstünlüğü
Ay yarışını kaybeden SSCB, uzay yarışını sürdürmek için şu iki seçeneği ortaya atmıştır:
1. Mars'a insan göndermek
2. İnsanlı uzay istasyonları
Sovyetler ikinci yolu seçerek uzay istasyonları projesiÂni hayata geçirmek için çalışmalara baÅŸladı. Sovyetler 1980'e kadar 7 istasyonu yörüngeye gönderdi.
Â
Uzay yarışının bitmesinin nedenleri:
1. Tarafların yarışı sürdürmekte isteksiz olması
2. 1973 petrol krizi ile devletlerin tasarruf yapmak isÂtemesi
3. Sovyetlerin kaynak ayırmakta sıkıntı çekmesi
4. Uzay yarışı için gerçekleştirilebilecek çalışmaların zorlaşması ve pahalılaşması
Â
H. TÜRK DIŞ POLİTİKASI (1960-1980)
Â
I. Kıbrıs Meselesi
Â
• Son yirmi yıllık Türk dış politikasının esas mihverini bir tek mesele teÅŸkil etmiÅŸtir: Kıbrıs meselesi...Bu meÂsele Türkiye'nin ABD, Sovyetler BirliÄŸi, Yunanistan ve OrtadoÄŸu'daki iliÅŸkilerini etkilemiÅŸtir.
Â
a) 1963-1964 Kıbrıs Buhranı
Â
Kıbrıs'taki Rumların ve bu Rumların lideri olan Makari-os Yunanistan'ın desteÄŸinde Enosos'i gerçekleÅŸtirmek için 1963'te Türklere saldırarak 24 Türk'ü ÅŸehit etmesi ve 40 Türk'ü yaralaması ile olaylar baÅŸlar. Türkiye devÂreye girer ve 1964'te Londra'da bir toplandı yapılsa da bir sonuç çıkmaz. 1964'te Makarios'un Kıbrıs'ta mecÂburi askerlik sistemini kurması, Rumları askere almaya baÅŸlaması, dışardan ağır silahlar alması, tam bağımÂsızlık düşüncesine vurgu yapması gibi faaliyetleri TürÂkiye'nin adaya müdahale yapmasını kesinleÅŸtirdi.
Â
• 7 Haziran 1964'te planlanan Kıbrıs Barış Harekâtı 5 Haziran'da gelen "Johnson Mektubu" ile engellendi. ABD başkanı Johnson İsmet İnönü ye tehdit dolu bir mektup gönderdi. Bu mektupta,
1. "Türkiye'ye verilen silahların Kıbrıs'ta kullanılamaÂyacağı,
2. Garanti AntlaÅŸması'nı tam iÅŸletmeden adaya müdaÂhale edemeyeceÄŸi,
3. Adaya müdahalenin Türkiye'nin Sovyetlerle karşı karşıya getireceği,
4. NATO'ya danışmadan harekâta kalkışmaması" gibi konular ele alınmıştır.
Â
Johnson mektubu Türkiye'de Amerika'ya olan güveÂni büyük oranda sarsmış ve Türkiye'de Amerika'ya karşı ilk defa olumsuz kamuoyu oluÅŸmaya baÅŸlaÂmıştır.
Â
• İsmet İnönü'nün Johnson ile görüşmek için ABD olduÂÄŸu sırada Rumların Erenköy ve Mansura bölgesinde katliama baÅŸlayınca görüşmeler yarıda kesilir ve Türk jetleri Rum mevzilerini bombalar böylece Rumların haÂreketi kısmen durdurulur. Makarios Suriye, Mısır ve Sovyetler BirliÄŸi'nden yardım ister. Sovyet lider KruÅŸ-cev İnönü'ye gönderdiÄŸi mektubunda "Adaya müdahaÂle edilmemesini" ister.
Â
b) 1967 Kıbrıs Buhranı
• Yunanistan'da askeri darbe ile baÅŸa gelen cuntanın Kıbrıs'a Grivas'ı göndermesi ve Grivas'ın "Rum milli muhafız kuvvetleri'ni teÅŸkilatlandırarak saldırmaya baÅŸÂlaması neticesinde TBMM Türk askerine yabancı ülkeÂlere gönderilmesi yetkisini verdi. Bunun neticesinde Türk çıkarma birliÄŸi İskenderun'da toplandı. Türkiye çıÂkarmanın durdurulması için Grivas'ın adadan ayrılmaÂsını ve adadaki 12 bin Yunan askerinin adadan çekilÂmesini ÅŸart koÅŸtu.
GerginliÄŸin iyice arttığını gören ABD ve BM araya gireÂrek gerginliÄŸi kısmen de olsa bitirmiÅŸlerdir.
Â
1967 yılında Kıbrıslı Türkler kendi iÅŸlerini kendileri görmek üzere "Kıbrıs geçici Türk yönetimi"ni kurÂmuÅŸtur.
Â
c) Kıbrıs Barış Harekâtı (1974)
• 1974 yılında Yunan cuntası ile Makarios'un arası açıÂlır. Yunan cuntası Kıbrıslı Rumları Makarios'a karşı kışÂkırttı ve adada bir darbe ile Makarios'un yerine Samp-son geçti ve Sampson "Kıbrıs Elen Cumhuriyeti"ni kurÂdu. Yani Yunanistan Enososi (Adayı Yunanistan'a baÄŸÂlama) gerçekleÅŸtirmek için adaya müdahaleyi açıkça göstermesi 1974 buhranına neden oldu.
Â
Nedenleri:
1. Yunanistan'ın Enosisi gerçekleştirmek istemesi
2. Adada gayri resmi bir idarenin kurulması
3. ABD'nin Atina'ya yaptığı baskıya raÄŸmen YunanisÂtan'ın adadaki subaylarını geri çekmemesi
4. Türkiye'nin adadaki Türk varlığını korumak istemesi
5. Rumların Türk varlığını azınlık statüsünde tutmak istemesi
6. Yunanistan'ın darbeci Sampson'u geri çekmemesi
• 20 Temmuz 1974 sabahı Türk Silahlı Kuvvetleri adaÂya asker gönderdi ve Türk askeri Girne'den asker çıÂkardı ve LefkoÅŸa yakınlarına kadar ele geçirildi. TürkiÂye "I. Kıbrıs Barış Harekâtı" ile adaya 40 bin kiÅŸilik kuvvet ve 300 tank yerleÅŸtirdi. Türkiye'nin adaya müdaÂhale etmesi Türk-Yunan gerginliÄŸine neden oldu. YuÂnan cuntası Edirne'den Türkiye'ye saldırmayı planlasa da yürürlüğü koyamadılar.
Â
23 Temmuz 1974'te ABD ve güvenlik konseyinin baskısı ile Yunanistan'da hükümet istifa eder. HüküÂmeti kurma görevi Costantin Karamanlis'e verildi. Kıbrıs'ta da yönetime Glafkos Klerides getirildi.
Â
• Gerek Amerika'nın Türkiye ve Yunanistan nezdindeki faaliyetleri gerekse güvenlik konseyinin isteÄŸi üzerine Türkiye 22 Temmuz 1974'te ateÅŸkes ilan etmesine raÄŸÂmen Rumların ve Yunanlıların ateÅŸkese yanaÅŸmaması ve adadaki Türklere saldırılara devam etmesi neticeÂsinde "II. Kıbrıs Barış Harekâtı" baÅŸlar. Yapılan barış harekâtı ile adanın % 38'ni Türk Silahlı Kuvvetleri ele geçirdi. II. Kıbrıs barış harekâtı I.akside dünyadan büÂyük tepki görmüştür. II. harekâta büyük tepki gösterilÂmesinde bu harekâtın Türkiye'nin toprak kazanması ve iÅŸgali olarak görülmesidir.
Â
II. Kıbrıs Barış Harekâtı'na Yunanistan'ın dışında en büyük tepkiyi Sovyet Rusya ve ABD göstermiştir.
Â
d) Sovyetlerin tepkisi:
• Türkiye'nin barış harekâtı ile adanın %38'ini alması neticesinde Yunanistan NATO'nun askeri kanadından çekildiÄŸini ilan etmiÅŸtir. Bu durum Sovyetleri çok sevinÂdirdi. Yunanistan'ın NATO'nun askeri kanadından çekilÂmesi Rusya'nın Türkiye'ye olan tutumunu deÄŸiÅŸtirdi. Sovyetler'e göre Kıbrıs'ta Türkiye'nin varlığı demek adaya NATO'nun yerleÅŸmesi demekti. Onun için Sovyetler adadaki Türk varlığına karşı çıkmıştır.
Â
• Rusya AÄŸustos 1974'te Kıbrıs konusunda TürkiÂye'ye gönderdiÄŸi mektupta ÅŸunlara deÄŸinir:
- Kıbrıs Cumhuriyetinden yabancı askerler geri çeÂkilmelidir.
- İngiltere, Türkiye ve Yunanistan'ın adaya müdahaÂle etme hakları yoktur.
- Kıbrıs meselesi uluslar arası alanda ele alınması gereklidir.
Â
e) Amerika'nın tepkisi:
Â
• Amerika Sovyetlerin isteÄŸini desteklememiÅŸ ve garanÂtör devletlerin görüşmeleri ile sorunun çözümünü saÂvunmuÅŸtur.
Â
Amerika 1974 Kıbrıs Barış Harekâtının sonucunda; Türkiye'ye silah ambargosu uygulamış ve Türkiye'yi adadaki suçlu ilan etmiştir.
Â
• Türkiye Cumhuriyeti Amerikan ambargosuna karşılık 1975'te "Kıbrıs Türk Federe Devleti'ni" kurarak ceÂvap vermiÅŸtir.
Â
2. Türk- ABD İlişkileri
Â
• 1945-1960 yılları arasında Türk Amerikan iliÅŸkileri iyi bir seyir izlemiÅŸse de 1960-1980 arasında iniÅŸli çıkışlı sarsıntılı ve krizlerle dolu bir dönem olmuÅŸtur. 1960-1980 yılları arasında Türk Amerikan iliÅŸkileriÂnin bozulmasında;
1. 1962'de Amerika'nın Rusya'nın Küba'dan füzelerini çekmesi ile Türkiye'ye yerleÅŸtirdiÄŸi Jüpiter füzeleriÂni sökmesi
2. 1964'teki Johnson mektubu
3. 1964'te Amerika'nın nükleer silah kullanımda NA-TO'lu müttefiklerinde ortak edilmek istenmesine Türkiye'nin karşı çıkması
4. Türkiye'nin Kıbrıs'a Amerikan silahları ile müdahaÂle etmesi
5. 1975-1978 yıllarındaki ambargo
6. Ambargonun devam ettiÄŸi yıllarda Türkiye'nin ülkeÂdeki 20 Amerikan üssüne el koyması
7. Türkiye'nin Amerika'nın tepki göstermesine rağmen 1974'te haşhaş ekimini serbest bırakması
8. Amerika'daki Yunan lobisinin Türkiye aleyhinde çaÂlışmalar baÅŸlatması
9. Vietnam bataklığına sapianmvş >^MM politikada etkili olmak istemesi
10. Amerikan senatosu ile Temsilciler Meclisi arasında Türkiye'ye yönelik farklı tutum izlenmesi durumları etkili olmuştur.
Â
Â
• Amerika'nın Türkiye'ye uyguladığı ambargo 1978'de kalktı.
Â
Bu ambargonun kalkmasında;
1. Türkiye'nin Sovyetlere yönelik bir tutum izlemesi
2. Bülent Ecevit'in Kıbrıs'ta bazı tavizler vermesi
3. Rauf Denktaş'ın 1978'de 35 bin Rum göçmenin Maraş'a  yerleşmesine izin vermesi
4. ABD baÅŸkanı Jimmy Carter'in ambargonun kalkması için çalışmasıÂ
5. Türkiye'de komünizmin yayılmaya baÅŸlamasıÂ
6. Humeyni rejiminin Türkiye'ye yayılmaya başlaması
7. Ülkede anarÅŸi ve terör olaylarının hat safhaya gelÂmesi etkili olmuÅŸtur.
Â
3. Türk-Sovyet İlişkileri
Â
• Türkiye ile Sovyetler arasındaki iliÅŸkiler 1950-1960 arasında OrtadoÄŸu olaylarından dolayı soÄŸukluk yaÅŸaÂmış, 1964 Kıbrıs olaylarında Rusya Makarios'u destekÂlemiÅŸ, Türkiye'nin adaya müdahalesini istememiÅŸtir. Johnson mektubundan sonra Türk-Sovyet iliÅŸkileri düÂzelmeye baÅŸlasa da 1974 barış harekâtından sonra Sovyet Rusya, Türkiye'nin adadan çekilmesini istemiÅŸÂtir.
Â
• 1974-1978 yılları arasında Türkiye'de anarÅŸi, terör, 49 çeÅŸit Marksist ve Komünist kuruluÅŸ ve grubun bulunÂduÄŸu bir atmosfer oluÅŸmuÅŸ bu durum Rusya'nın iÅŸine gelmiÅŸ bundan dolayı 1978'de Amerika'nın ambargoyu kaldırmasına karşı çıkmıştır. 12 Eylül 1980'den sonra iliÅŸkiler tekrar düzelmeye baÅŸlamıştır.
Â
4. Türk-Yunan İlişkileri
Â
Türk-Yunan iliÅŸkilerini iki kısımda ele almak gerekir. 1.1974 öncesi: İliÅŸkiler "Kıbrıs" meselesi üzerinde ÅŸeÂkillenir.
2.1974 sonrası: İliÅŸkiler "Ege Denizi" üzerinde yoÄŸunÂlaşır.
Â
• 1963-1964 yılları arasında Yunanistan Makarios'u ve Kıbrıs Rumlarını desteklemiştir. Enosis için mücadele eden Yunanistan, Türkiye ile olan ilişkilerini bir kenara bırakmıştır.
Â
• 1967-1974 arasında Yunanistan'da yönetimi ele alan askeri cunta Enosis'e hız vermiÅŸ Kıbrıs'a binlerce YuÂnan askeri yığmış fakat bütün teÅŸebbüslerinde baÅŸarıÂsız olmuÅŸtur.
Â
1974 yılından sonra Türk -Yunan iliÅŸkilerinin bozulÂma nedenleri ÅŸunlardır:
1) Kıt'a sahanlığı: Türk hükümetinin 1973'te Ege'nin açık denizlerinde (Türk kıta sahanlığında bulunan) 27 bölgede TPAO'na petrol arama ruhsatı verir. YunanisÂtan bu durumdan rahatsız olur ve bu sahanın kendi kıt'a sahanlığı içinde olduÄŸunu ilan eder.
Â
Kıt'a sahanlığı: Kıtaların deniz altında devam eden ve derinliÄŸi 200m geçmeyen sığ deniz kıyılarına deÂnir.
Â
1974'ten sonra Türk-Yunan iliÅŸkilerinin bozulmaÂsında;
1. Yunanistan'ın Ege adalarını silahlandırması
2. Türkiye'nin Yunan faaliyetine karşılık "Ege ordusuÂnu" oluÅŸturması
3. Türkiye'nin petrol aramak için "Sismik-I" gemisini hazırlaması
4. Yunanistan'ın Sismik-I gemisinin faaliyetlerini enÂgellemek istemesi
5. Yunanistan'ın Ege adalarının etrafını mayınlaması etkili olmuştur.
Â
2) Ege'de hava kontrol sahası: Bu sorun 1974 buhraÂnı ile ortaya çıkan bir sorundur. Bu sorunun iki unsuru vardır:
a) Ege'de Yunanistan'ın hava sahası yüksekliği
b) FIR hattı ( Ege üzerinde uçan uçakların bilgileri İstanÂbul'a mı yoksa Atina'ya mı verecekleri meselesi)
Â
3) Karasular meselesi: Lozan Barış AntlaÅŸması'nda Ege kara sularının geniÅŸliÄŸi 3 mil kabul edilmiÅŸtir. YunaÂnistan 1936'da 6 mile çıkardı. 1964'te Türkiye'de 6 mile çıkardı. Yunanistan 1974 barış harekâtından sonra Ege'de kara sularının geniÅŸliÄŸini 12 mile çıkarmak isteÂmiÅŸtir. Türkiye bu durumun savaÅŸ sebebi saymış YunaÂnistan geri adım atmıştır.
Eğer Yunanistan karasularını 12 mile çıkarırsa ve Türkiye'de bunu kabul ederse;
- Ege bir Yunan denizi haline gelecektir.
- İstanbul'dan kalkan bir gemi büyük oranda Yunan karasularında geçecektir.
- Ege'de balıkçılık yapılması çok zorlaşacaktır.
- Türkiye'nin Ege kıyıları Yunan tehdidi altına gireÂcektir.
Â
5. Türk-Ermeni İlişkileri
Â
• Türk Ermeni ilişkilerinde Asala örgütü önemli bir yer teşkil etmiştir.
Asala Örgütü. (Ermenistan'ın Özgürlüğü için Gizli Ermeni Ordusu)
Â
• 1975 yılında kurulmuÅŸtur. 6-7 üyeden oluÅŸan kuruÂcuları içerisinde, terör örgütünün en hareketli iki üyeÂsinden biri olan Agop Agopyan, örgütün bilinen lideriÂdir. İkincisi ise cinayet eylemlerini bizzat gerçekleÅŸtiren, terör olaylarının faili bulunan ve Agop Agopyan'ın yokÂluÄŸunda örgütün ayakta kalmasını saÄŸlayan Agop Ta-rakçıyan'dır, 1981'de ölmüştür. Agopyan ise çeÅŸitli yaÂralanma, tedavi gibi sürelerin dışında örgütün lideri olaÂrak kalmıştır. Filistin KurtuluÅŸ Örgütlerinin elemanı olaÂrak tanınmış ve "Mücahit" ismini taşımıştır.
Â
Bağımsız bir Ermenistan'ın kurulması ve 1915 yılınÂda gerçekleÅŸtiÄŸi iddia edilen Ermeni soykırımının kabul ettirilmesi için çalışmış bir terör örgütüdür. Fransa ve Yunanistan Asala'nın üsleri olmuÅŸtur.
Â
Eylemleri:
1. Asala 70'li ve 80'li yılların en çok tanınan, organize olmuÅŸ, Ermeni terörist grubudur. Ermeni teröründe, Türkiye'deki iç huzursuzluÄŸun zirveye çıktığı 1979 yılından itibaren büyük bir artış gözlenmeye baÅŸÂlanmıştır.
Â
2. Ermeni teröristler, 21 ülkenin 38 kentinde, 39'u silahlı, 70'i bombalı, biri de işgal şeklinde olmak üzere toplam 110 terör olayı gerçekleştirmişlerdir. Bu saldırılarda 42 diplomatımız ile 4 yabancı hayatını kaybederken, 15 Türk ve 66 yabancı uyruklu kişi de yaralanmıştır.
3. 1991'de Ermenistan'ın kurulması ile Asala en önemli hedefini gerçekleştirmiştir. Eski Asala teröristleri kendilerine Ermeni hükümeti ve ordusunda yer bulmuşlardır. Dağlık karabağ bölgesinde savaşmışlardır.
4. Asala'nın ilk eylemi, kurucularından Agop Tarakçı-yan'ın 16.2.1976 tarihinde Beyrut Türk Büyükelçiliği Başkâtibi Oktay Cerit'i öldürmesidir.
Â
• Asala, amaçları ve izlediği politikalar gereği üç yönlü destek bulmuştur.
Â
Bunlar şöyle sıralanabilir:
1. Sovyetler - Doğu Bloğu ve Sosyalist ülkeler,
2. Türkiye'yi dış ve iç tehdit ve terörle yıpratmayı jeopolitik beklentileri bakımından politikalarının esası sayan Yunanistan, Suriye gibi ülkeler,
3. Komünist partiler, dolaylı olarak Hınçak Ermeni terör örgütü ve sempatizanları, karşı görüşlere sahip bulunsalar da Ermeni kiliseleri.
Â
• Türkiye Asala ile uzun yıllar uğraşmak zorunda kalmıştır. Çünkü iç politikanın karışık olması, sağ sol çekişmesi, öğrenci olayları, ambargonun olumsuz etkisiyle uğraşan Türkiye bir de bazı Avrupa ve Arap ülkelerinin Asala'yı desteklemesi ile uğraşmıştır. MİT ve bazı gruplar devlet tarafından asala ile uğraşması için görevlendirilmiştir. Asala ayrıca PKK terör örgütünün en büyük destekçileri arasında yer almış ve uzun yıllar PKK'yı desteklemiştir.
Â
6. Türk-Ortadoğu İlişkileri
Â
• 1955-1959 yılları arasında Arap ülkelerinde Sovyet Rusya'nın rejimini yayıcı bir politika izlemesi ve Arap ülkelerinin Batı ile çatışır bir durumda olması Türkiye'yi çok tedirgin etmiştir. Bu tarih arasında Türk-Arap diye-loğu yok denecek kadar azdır.
Â
• 1963-1973 yılları arasında Türkiye, Ortadoğu ülkeleri ile yakınlaşma politikası sergiler.
Â
Türk Arap ilişkileri, İsrail meselesi, petrol, Kıbrıs meselesi, İslamiyet ve Türkiye'nin NATO'ya üyeliği konuları üzerinde şekillenmiştir.
Â
• Arap ülkeleri İsrail'i destekleyen ABD'ye sempati duymaması Türk-Arap ilişkilerini de olumsuz etkilemiştir. Çünkü Türk Amerikan ilişkileri çok güçlüydü.
Â
• Türkiye'nin Ortadoğu'ya açılamamasının en önemli faktörü Nasır faktörüydü. Mısır Başbakanı Nasır Türkiye'nin Ortadoğu'ya açılmasını hep şüphe ile bakmıştır. Türkiye'nin Ortadoğu'ya ilk açılması 1967 Arap-İsra-il Savaşı ile olur. Türkiye bu savaşta Mısır, Ürdün ve Suriye'ye yiyecek ve giyecek malzemesi gönderir.
Â
• Türkiye'nin 1967 savaşında Arap dünyasından yana olması ve Mescid-i Aksa yangınına büyük tepki göstermesi Türk-Arap ilişkilerini olumlu yönde etkilemiştir.
Â
• Türkiye'nin 1969-1973 yılları arasında aktif bir Ortadoğu politikası olmamıştır çünkü Türkiye'de üniversite olayları, anarşi ve terör ülkede kol gezmiştir. 1973 yılında Türkiye, 1973 Arap-İsrail Savaşı'ndan sonra İsrail'in işgal ettiği yerlerden çekilmesini ister ve bağımsız bir Filistin Devleti'nin kurulmasını dillendirir. 1973 yılından sonra;
- Petrol krizinin yaşanması,
- Petrol faturasının ödenmesi için ihracatı arttırma çabası Türkiye'yi Ortadoğu ülkelerine iyice yakınlaştı rır.
Â
Türkiye'nin, İsrail'in Kudüs'ü başkent yapmasına tepki göstermesi, İsrail ile olan ilişkileri maslahatgüzar seviyesine indirmesi, Amerika'nın kurduğu "Ortadoğu Çevik Kuvveti"ne katılmaması, 1980-1988 İran-lrak savaşında tarafsız olması Arapların gözünde Türkiye imajını bir hayli geliştirmiştir.
Â
I. TÜRKİYE'DE MEYDANA GELEN SİYASİ, SOSYAL, KÜLTÜREL VE EKONOMİK GELİŞMELER
Â
• 1946 yılına kadar Türkiye tek parti tarafından idare edilmiş-tir.(CHP) 1946'da Demokrat Parti kurulmuş 1950 seçimlerinde Demokrat Parti ülkede büyük çoğunluğun oyunu alarak yönetime geçmiştir. Bu parti özel teşebbüs ve yabancı sermayeye dayalı yatırımlara ağırlık vermiş, dış yardım alınmış ve tarımda makineleşmeye ağırlık verilmiştir.
Â
• Demokrat Parti'nin ilk işlerinden biri ezanı Türkçeden Arapçaya çevirir, radyoda dinsel yayınları başlatır ve ilkokullara zorunlu din dersi koydurur.
Â
• II. Dünya Savaşı yıllarında ve savaş sonunda ülkede yoksulluğun hat safhada olması DP olan sempatiyi arttırmıştır. ABD ve Dünya Bankası'nın desteğinde "Liberal Ekonomik Anlayış" ülkede yaygınlaşmaya başlamıştır. 1952'de Kore'ye asker gönderilmesi ve NATO'ya girilmesi uluslar arası koşulları Türkiye lehine çevirmiştir
Â
Türkiye'de 1953'te CHP'nin malları hazineye devredildi. Halkevleri kapatılır.1954'te Köy Enstitüleri kapatıldı.1954'te Laiklikten uzaklaştığı iddiası ile Millet Partisi kapatıldı.
Â
• 1954'ten sonra ülke ekonomisi duraklama seyrine girdi. Enflasyon yükseldi. Fiyatlar arttı. Bazı mallar yokluk ve karaborsaya düştü, (yağ-şeker-gazyağı).
Â
• 1960 yılında DP TBMM bir araÅŸtırma komisyonu kuÂrarak CHP'nin meclis çalışmalarını sıkı bir denetim alÂtına aldı. Bu durum İstanbul ve Ankara'da öğrenci olayÂlarına neden oldu. DP bu durumdan CHP'yi ve üniverÂsitedeki öğretim üyelerini sorumlu tuttu. 27 Mayıs 1960'ta ülkede durumun giderek kötüye gittiÄŸinin gören bir grup subayın (Alparslan TürkeÅŸ gibi) oluÅŸturduÄŸu "Milli Birlik Komitesi" yönetime el koydu.
Â
1) 27 MAYIS ASKERİ MÜDAHALESİ:
Â
• 27 Mayıs 1960'ta 38 subaydan oluÅŸan Milli Birlik KomiÂtesi ülke yönetimine el koydu. Komite 1924 anayasasınÂda deÄŸiÅŸiklik yaparak geçici bir anayasa düzeni kurdu.
Bu anayasaya göre;
1. MBK TBMM'nin yetkilerine sahiptir.
2. Komite yasama ve yürütme yetkisini elinde bulunÂdurmaktadır.
3. Düşürülen CumhurbaÅŸkanı, BaÅŸbakan ve bakanlaÂrı ve eski iktidar milletvekillerini yargılamak üzere "Yüksek Adalet Divanı" kurulacaktır.
Â
• Milli Birlik Komitesi, CumhurbaÅŸkanı ve Menderes'i tutuklar. Genelkurmay BaÅŸkanı Rüştü Erdelhun'u ve bazı komutanları pasifize edilir. Eylemciler kara kuvvetÂleri komutanı Cemal Gürsel'i MBK baÅŸkanlığına getirir. Milli Birlik Komitesi,
- Menderesin kapattığı üniversiteleri açtırır.
- Basın yasağını kaldırır.
- İstanbul Üniversitesi rektörüne yeni bir anayasa haÂzırlattırır.
Â
• MBK, eski CumhurbaÅŸkanı Celal Bayar'ı vatana ihaÂnet suçundan mahkemeye verdi. Ayrıca tembel yeteÂneksiz, reform düşmanı oldukları iddia ettiÄŸi 147 öğreÂtim görevlisini üniversiteden atılması kararlaÅŸtırdı. Bu ülkede büyük tepkiye neden oldu.
Â
• 14'ler Olayı: MBK, iktidarın sivilÂlere devredilmesinde acele edilmeÂmesini savunan Kurmay Albay AlÂparslan TürkeÅŸ ve 13 arkadaşını emekliye sevk ederek yurtdışı görevÂlerine gönderilmesidir.
Â
• MBK, 12 Ocak 1961'de siyasi parti faaliyetlerine izin verir. Ancak kapatıÂlan DP için propaganda yapılmasına izin vermez. Bu dönemde Adalet Partisi, Türkiye İşçi Partisi, Yeni TürkiÂye Partisi gibi partiler siyasetle uÄŸraÅŸmıştır.
Â
• 9 Temmuz 1961 'de anayasa % 60,4 oyla kabul edildi. Ayrıca Demokrat Parti üyelerinin tutuklanıp yargılandıÂğı "Yassıada Mahkemesi" sanıkların 15'i hakkında ölüm, 32'si hakkında müeppet hapis cezası vermiÅŸ diÂÄŸer üyelere
4-15 yıl arasında hapis cezasına çarptırÂmıştı.
Â
16 Eylül 1961'de Yassıada Mahkemesi'nde yargılaÂnan Hasan Polatkan (Maliye Bakanı), Fatin Rüştü Zorlu (DışiÅŸleri Bakanı) ve Adnan Menderes (BaÅŸÂbakan) idam edilmiÅŸtir.
Â
• 26 Ekim 1961 'de Cemal Gürsel, Cumhurbaşkanlığına seçildi. Gürsel yapılan seçimlerden ençok oy alan İs-
met İnönü'ye hükümeti kurma görevini verdi. İnönü Adalet Partisi ile koalisyon hükümetini kurdu.
Â
20 Kasım 1961'de kurulan hükümet programı, planÂlı kalkınma, özel teÅŸebbüsü destekleme, enflasyon ve iÅŸsizlikle mücadele, toprak reformunu uygulama, yabancı sermayeyi destekleme gibi konuları içerÂmiÅŸtir.
Â
• 22 Åžubat 1962'de Ankara'da harp okulu komutanı AlÂbay Talat Aydemir liderliÄŸinde ihtilal giriÅŸimi engellendi. İnönü'nün saygınlığı arttı. Ayrıca 147 üyenin üniversiteÂye yeniden dönmesi kararlaÅŸtırıldı. 11 Nisan'da "AnaÂyasa Mahkemesi" kuruldu. İnönü 30 Mayıs 1962'de hükümetten istifa etti. Yeni hükümet AP dışında meclisÂteki bütün partilerin katılımı ile kuruldu. 1953'te DP el koyduÄŸu CHP'nin malları 1963'te iade edildi.
Â
• 1964'te AP başkanlığına Süleyman Demirel getirildi. AP seçimlere Demokrat Parti'nin sembolünü kullanarak seçimlere girer. Yapılan seçimlerde AP salt çoğunluğu alır.
Â
2) DEMİREL DÖNEMİ (1965-1969)
Â
• Bu dönem işçi grevlerinin, üniversiteler arasında saÄŸ sol kavgalarının baÅŸladığı bir dönem oldu. Bu dönemÂde saÄŸ görüşlü öğrenciler Komünizm'e karşı mücadele ederken sol görüşlü öğrenciler İstanbul'a gelen 6.filoya karşı gösteriler yapar. Ankara üniversitesi Dil Tarih ve CoÄŸrafya Fakültesi'nde baÅŸlayan öğrenci olayları ülkeÂde yaygınlaşır. Gösteriler sırasında bir öğrenci öldürüÂlür. Sol görüşlü öğrenciler taÅŸlı sopalı 6.filoya saldırır. İzmir'de bir camide bomba patlatılır. Öğrenci olaylarınÂdan dolayı İstanbul Üniversitesi süresiz kapatılır. OD-TÜ'yü ziyaret eden Amerikan büyükelçisinin arabası yakılır.
Â
• Demirel Dönemi'nde, 1967'de "Anadol" markalı ilk Türk otomobili piyasaya çıktı.1968'de ilk televizyon deÂnemesi baÅŸlatıldı.1970'de İstanbul boÄŸaz köprüsünün temelleri atıldı.
Â
• BaÅŸbakan Demirel ülkede giderek artan terör ve anarÅŸi olaylarına karşı sert tedbirler aldı. Ülkede anarÅŸi ve terör ekonominin bozulmasında önemli bir etken olÂmuÅŸ, üretim azalmış, Türk parası %66 oranında deÄŸer kaybetmiÅŸtir. Pek çok temel ihtiyaç maddesi ayrı oranÂda yükselmiÅŸtir.
Â
26 Ocak 1970'de Necmeddin Erbakan, "Milli Nizam Partisi" kurarak saÄŸ kesimde oluÅŸan boÅŸluÄŸu dolÂdurmak için siyasete baÅŸlar.
Â
• 1970 yılında ordu ülkenin gidiÅŸatını kötü olduÄŸunu CumhurbaÅŸkanı Sunay'a bildirmiÅŸ tedbir almasını isteÂmiÅŸtir. 1971 yılına gelindiÄŸinde ise ülkedeki anarÅŸi ve terör olayları yurt geneline yayılır. Camiler ateÅŸe verilÂmeye baÅŸlanır. Tahrikçiler ülkenin dört bir tarafında orÂtaya çıkmaya baÅŸlar. Yine bu tarihte Ankara'da dört Amerikalı subay ÅŸehir gerillaları tarafından kaçırılır. Bu olayı "Türkiye Halk KurtuluÅŸu Ordusu" sahiplenir.
Â
Â
I. Nihat Erim Hükümeti:
Â
• 12 Mart 1971 saat 13.30'da 12 Mart muhtırası ile orÂdu yönetime sert çıkar. Bunun neticesinde Demirel göÂrevinden istifa eder. Demirel'in istifasına ve ordunun siÂyasete karışmasına İnönü sert çıkar. Demirel'in istifası ile 27 Martta "Nihat Erim hükümeti" kurulur.
Â
• Nihat Erim hükümeti, ilk iÅŸi ülkede asayiÅŸi saÄŸlamak oldu. 11 ilde sıkıyönetim ilan edildi. MGK bu kararı tasÂdik etti. Siyasi gençlik örgütleri kapatıldı. Sendika topÂlantıları ve seminerleri yasaklandı. Gazetelere kısa süÂreli kapatma cezaları uygulandı. Grev ve lokavt yasağı getirildi. Bazı uç yayın ve basın organları kapatıldı. HüÂkümetin bu çalışmalarına karşılık bazı sol örgütler İsraÂil İstanbul baÅŸkonsolosu Ephraim Elrom'u kaçırdı. Bu durum Türkiye'nin itibarını zedeledi.
Â
• DiÄŸer yandan bu hükümet, üniversitelerde geniÅŸ tuÂtuklama hamlesi baÅŸlattı. BaÅŸbakan 1961 Anayasası'-nın Türkiye için lüks olduÄŸunu 12 Mart öncesine dönül-meyeceÄŸini söyledi. 1970'de ülkede devalüasyon ortaÂya çıkar.
Â
Nihat Erim hükümeti, toprak, eÄŸitim ve vergi reÂformlarına öncelik vereceÄŸini bildirir. Ağır sanayi mutlaka kurulmalıydı. Türkiye toprak reformunu yapmalı, tarımsal serveti vergilendirme!! ve özel sektörü teÅŸvikten vazgeçme gibi bir dizi amaçları prensip edinir.
Â
• Toprak reformuna büyük toprak sahipleri ve Türkiye Odalar BirliÄŸi tepki gösterir. Adalet Partisi hükümeti yıkÂmak için bakanlarını geri çekmesi ile Nihat Erim göreÂvinden istifa etmek zorunda kalır.( 4 Aralık 1971)
Â
II. Nihat Erim Hükümeti:
Â
• Nihat Erim, bir yıllık sıkıyönetim sırasında ülkedeki kaÂrışıklıkları önleyemedi. CumhurbaÅŸkanı ülkedeki anarÅŸiÂyi önlemek için "Devlet Güvenlik Mahkemesinin kuÂrulmasına karar verdi. İnönü dışında buna kimse karşı çıkmadı. Siyasi parti liderlerinin desteÄŸinden yoksun kaÂlan Erim, 17 Nisan 1972'de yeniden istifa etti.
Â
• 1972 yılında İsmet İnönü CHP'nin baÅŸkanlığını Bülent Ecevit'e devretmek zorunda kaldı. 1973'te İsmet İnönü öldü. Ekim 1972'de kapatılan Milli Nizam Partisi'nin yeÂrine "Milli Selamet Partisi" kuruldu.
Â
1961 Anayasası, 1971 ve 1973 yılında askerlerin müdahalesiyle önemli deÄŸiÅŸikliÄŸe uÄŸramıştır. Bu deÂÄŸiÅŸiklikler ÅŸunlardır:
- Yürütme organı güçlendirildi -TRT'nin özerkliği kaldırıldı.
- Temel hak ve hürriyetlere daha ciddi sınırlamalar getirildi.
- AYİM (Askeri Yüksek İdare Mahkemesi) kuruldu.
- Bakanlar Kurulu'na (Kanun hükmünde kararname) çıkarma yetkisi verildi
- DGM (Devlet Güvenlik Mahkemesi) kuruldu.
Â
3) 1973 SEÇİMLERİ VE CHP-MSP KOALİSYONU
Â
• 1973-1980 yılları arasında ülke koalisyon hükümetleÂrinin birbirleriyle çekiÅŸmesi ile geçer.
Â
12 Eylül 1980 askeri darbesinin nedenleri:
1. 1974 Amerikan ambargosu, dış yardım ve desteğin kesilmesi
2. Artan terör olayları
3. Üniversite olayları
4. Hayat pahalılığı ve halkın can ve mal güvenliğinin kalmaması
5. SaÄŸ sol kavgasının ÅŸiddetlenmesi, günlük ortalama 20 vatandaşın öldürülmesi ve bazı üst düzey yöneÂticilerin öldürülmesi (Nihat Erim gibi)
6. Ülkenin kanlı bir kardeÅŸ kavgasının eÅŸiÄŸine gelmeÂsi neticesinde 12 Eylül 1980'de Genelkurmay BaÅŸÂkanı Kenan Evren yönetime el koydu.
Â
Kenan Evren milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılmasına, tüm yurtta sıkıyönetim ilan edilÂmesine, hükümetin feshedilmesiÂne, sivil toplum örgütü liderlerinin tutuklamasına ve yurtdışı yasağıÂnın uygulanmasına karar verdi.
Â
1982 Anayasası
Â
• 1961 Anayasası gibi askeri darbe sonucunda oluÅŸtuÂrulmuÅŸtur. Yine bir kurucu meclis tarafından oluÅŸturulÂmuÅŸtur. Halk oyuna sunularak kabul edilmiÅŸtir.
• 1982 Anayasası en sert anayasamızdır. DeÄŸiÅŸtirileÂmeyen ve deÄŸiÅŸtirilmesi teklif dahi edilemeyen maddeÂlere daha fazla yer verilmiÅŸtir. (Anayasanın ilk üç madÂdesi)
• 1982 Anayasası çok ayrıntılı ve uzun bir anayasadır. Bir geçiÅŸ dönemi öngörmüştür. Otorite-hürriyet dengeÂsinde "otorite" yönünde ağırlığını arttırmıştır. Yürütme organı güçlendirilmiÅŸtir.
• 1982 Anayasası, "çoÄŸulcu" bir anlayışta olmasına raÄŸmen daha az katılımcı bi demokrasi modelini beÂnimsemiÅŸtir. (% 10 ülke barajından dolayı) yürütme orÂganı güçlendirilmiÅŸtir
Â
4) BÜLENT ULUSU HÜKÜMETİ
• Ülkede birlik ve düzeni saÄŸlamak isteyen Kenan EvÂren Oramiral Bülent Ulusu'nu baÅŸbakanlığa getirir. Ama ülkede yine saÄŸ sol kavgası devam etmiÅŸtir. Bu dönemÂde 14.861 kiÅŸi tutuklanmış 5695 kiÅŸi kiÅŸinin gözaltında olduÄŸu basına sızmıştır.
• 3 Mart 1983'te "Siyasi Partiler Kanunu" kabul edilÂdikten sonra 24 Nisan 1983'te siyasi parti faaliyetlerine izin verildi ve ÅŸu partiler kuruldu:
1. Anavatan Partisi
2. Halkçı Parti
3. Büyük Türkiye Partisi
4. DoÄŸru Yol Partisi
5. Refah Partisi
6. Milliyetçi Demokrasi Partisi
• 1983'te yapılan seçimlerde Anavatan partisi lideri "Turgut Özal" (1983-1993) tek başına ikÂtidara gelir.
