Custom Search

A) YUMUŞAMA'NIN ANLAMI VE KÖKENİ

Anlamı: Yumuşama (Detent) uluslararası anlamda iliş­kilerdeki gerginliğin azalması veya siyasi tarihte 1970'ler civarında sosyalist ve kapitalist ülkeler arasın­daki ilişkilerin iyileşmesidir.

Kökeni:

II. Dünya Savaşı sonrasında (1945-50) tekrar bloklaşmalar oluşmuş ve dünya iki kutuplu ve iki bloklu bir denge sistemi meydana getirmişti. Doğu ve Batı arasında başlayan ve "Soğuk Savaş" diye nitelendirilen bu dönem 1962 yılına kadar devam etmiştir.

 

• Amerikan ile Sovyet Rusya arasında başlayan bu so­ğuk savaş dönemi farklı bölgelerde cereyan eden sıcak çatışmalar neticesinde blokları devamlı karşı karşıya getirmiştir.

 

• II. Dünya Savaşı'ndan sonra meydana gelen önemli gelişmelerden biride, 1960'lardan itibaren başlayan Doğu ve Batı blokları dışında kalan "Bağlantısızlık" (Non-Alignment) adı ile yeni bir hareketin başlama ve bu gelişmelerin yumuşama dönemine girilmesinde etki­li olduğudur.

 

Not : Bağlantısızlar diye adlandırılan bu hareketin diğer isimleri ise "Üçüncü Dünya, Asya-Afrika Bloğu, Tarafsızlar" denir.

 

Bu hareketin öncüsü olan ve bu hareketin başlangıç noktası ise Nisan 1955'te, Endonezyada toplanan "Bandurg Konferansadır.

 

18-24 Nisan 1955'te başlayan konferansa 29 ülke katıl­mıştır. Konferansın amacı dünyanın iki süper gücü olan ABD ile SSCB arasındaki soğuk savaşı sıcak çatışma­ya döndürmemek, olası bir nükleer savaşı önlemekdi. Bu konferansa Asya temsilcisi olarakta Türkiye Cum­huriyeti de katılmıştır.

 

• Bu konferans sonucu alınan kararlar Çin Halk Cum­huriyeti ile Hindistan başbakanlarının arasında kabul edilerek Temmuz 1955'te Dünya'ya tanıtılmıştır. Karar­lar da gösterilen ilkeler "Barış İçinde Birarada Yaşa­maca yönelik olmuştur.

 

• Bağlantısızlar adı verilen bu hareketin en önemli teş­kilatlanma çabası 1-6 Eylül 1961'de Belgrad'da oluş­muş, toplantı sonunda 27 maddelik bir Deklarasyon ile Amerika Birleşik Devletlerine ve Sovyet Rusya'ya barış çağrısı yapılmıştır.

 

Bu deklarasyonda ayrıca;

1. Sömürgeciliğe karşı gelinmesi,

2. Bazı Afrika ülkelerinin (Kongo, Cezayir) bağım­sızlık hareketleri desteklenmesi,

3. Güney Afrika'da baş gösteren ırkçı akımların önüne geçilmesi,

4. Filistin'in Arap halkına tanınan tüm haklardan yararlanması

5. Gene ve tam bir silahsızlaşma, nükleer silahların yasaklanması,

6. Çin'in Birleşmiş Milletlere kabul edilmesi

gibi kararlar alınarak, bloklar dışında kalan devletlerin durumdan mennun olmadıklarını da açıkça dile getiril­miştir.

 

• Bandurg Konferansı'nın sömürgeciliğe karşı duruşu Afrikada bulunan birçok sömürülen halkları da cesaret­lendirmiştir. Bunun neticesinde 1958'de Gine bağım­sızlığını ilan ederek diğer Afrika ülkelerine de örnek ol­muştur.

 

Afrika'da yaşanan bu gelişmeler 31 Afrika ülkesinin de toplanarak 22-24 Mayıs 1963'te Habeşistan'ın (Etiyopya) başkenti Addis-Abada'da "Afrika Birliği Teşkilatı"nı kurmuşlardır.

 

• Yumuşama Dönemine girilmesinin en önemli faktörle­rinden biri de Birleşmiş Milletler olmuştur. Ancak Yumuşama Dönemi'nin en önemli olayı ise ABD başkanı Ken­nedy ile Rusya devlet başkanı Krusçev'in 3-4 Haziran 1961 'de başlayan görüşmeleri ve bunu takip eden silah­sızlanma çabalarıdır. Bu doğrultuda imzalanan birçok silahsızlanma antlaşmaları ile iki süper güç arasında patlak vermeye yakın savaş engellenerek yerini "Yumu­şama Dönemi"ne bırakmıştır. Bunun en büyük örneği iki devlet arasında imzalanan "SALT I" antlaşması olacaktır.

 

• Yumuşama Dönemine girilmesinde ki temel olaylar­dan biride Amerikan'ın Kominist Çin'in Amerika kıtasın­da ki uzantısı olarak gördüğü Vietnam'a savaş açması ve ABD'nin savaştan yenik çıkmasıdır. Bu süreçte 1972 yılında Amerika ve Çin arasındaki münasebetlerin düzelmesidir. Vietnam da sıkışan ABD başkanı Nixon, Kuzey Vietnamı destekleyen Sovyet Rusya ve Çin ile diplomatik ilişkiler kurmuş ve bundan sonra Ameri­ka'nın müttefiklerinin yanında savaşa girmeyerek, sa­dece ekonomik ve askeri yardımlar yapacağını belir­ten, 1969 tarihli "Nixon Doktrini"ni açıklamıştır.

 

• Yumuşama Döneminde ABD-Sovyet Rusya ve ABD-Çin arasındaki olumlu gelişmeler de olsa, bu devletler kendi lehlerine olacak hiçbir fırsatı da kaçırmamış, po­litika gereği birbirlerini veya yandaş devletleri destekle­mişlerdir.

 

Bunların en önemli örnekleri Vietnam Savaşı'nda Güney Vietnamı destekleyen ABD olurken, Sovyet Rusya ve Çin, Kominist Kuzey Vietnamı, Kore Savaşı'nda ise Güney Kore'yi destekleyen Amerika yine karşısında Kuzey Kore'yi destekleyen Çin ve Sovyet Rusya’yı bulacaktır.

 

• Yumuşama Dönemine girilmesindeki ve geliştirilme­sinde ortam münasebetlerin yararına olurken, devletler arası silahsızlanma çabaları da bu yönde yapılan ant­laşmalarla olmuştur. Bunlardan bazıları ikili antlaşma­lar olurken bazıları ise birden fazla devletin de katılma­sı ile mümkün olmuştur. 1960'larda Birleşmiş Milletlerin de çabasıyla yürütülen silahsızlanma hareketi genelde nükleer silahları önlenmesine yönelik olmuştur.

 

Bunlardan ilki 5 Ağustos 1963'te Amerika, Sovyet Rus­ya ve İngiltere arasında imzalanan "Nükleer Deneme­leri Sınırlama Antlaşması" olmuştur. Bu antlaşma dı­şında ayrıca;

 

1.1959'da havada, karada, suda, yeraltında, denizlerin dibinde ve uzayda nükleer denemenin yapılmasını, yapımını ve kullanılmasını yasaklayan "Antartika Ant­laşması", (Katılan devletler: Amerika, Sovyet Rusya, Fransa, Japonya, Belçika, Arjantin, İngiltere, Norveç, Yeni Zelanda, Güney Afrika Birliği, Şili)

2. 1 Temmuz 1968'de Amerika, Sovyet Rusya ve İngil­tere arasında imzalanan ve 50 devletin de katıldığı "Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme" (Non-Proli-feration) Antlaşması

3. 11 Şubat 1971'de imzalanan ve deniz tabanında ve okyanus diplerinde her türlü nükleer ve kitlesel silahla­rın yapımını ve depolanmasını ve denenmesini yasak­layan "Deniz Yatağı" (Seabed) Antlaşması,

4. 10 Nisan 1972'de, Biyolojik ve toksik silahların geliş­tirilmesini, üretimini ve depolanmasını yasaklayan "Bi­yolojik Silahlar Sözleşmesi",

5. 26 Mayıs 1972'de "Füze Karşıtı Füzeleri Sınırlan­dırma" Antlaşması, (Amerika-Sovyet Rusya -* SALT-I)

6. 22 Haziran 1973'de "Nükleer Savaşa Engel Olma" Antlaşması,

7. 3 Temmuz 1974'de Amerika ile Sovyet Rusya arasın­da imzalanan ve güçlü nükleer denemelerinin yapılma­sını yasaklayan "Eşik (Treshold)" Antlaşması,

8. 18 Mayıs 1977'de "Çevreyi Değiştirmenin Yasak­lanması" Antlaşması,

9. 18 Haziran 1979'da Stratejik Silahların sınırlandırıl­masına yönelik Amerika ile Sovyet Rusya arasında im­zalanan "SALT-II" Antlaşması imzalanarak Sovyet Rusya ve ABD arasındaki yumuşama artarak devam etmiştir.

 

Salt-ll Antlaşması, Sovyet Rusya'nın Afganistan'ı işgal etmesi üzerine, ABD tarafından Temsilciler Kurulu'nda reddedilmiştir.

 

 

B) AVRUPA GÜVENLİK VE İŞBİRLİĞİ KONFERANSI HELSİNKİ DEKLARASYONU (1 Ağustos 1975)

 

• Avrupa'nın güvenliği ile ilgili bir konferans fikri 1954 yılında dönemin Sovyet Dışişleri Bakanı Molotof tara­fından gündeme getirildi. Ancak dünyanın soğuk savaş dönemine girmesi, devletlerin kendi iç problemleri ve buhranları, bu öneriyi gerçekleştirmeyi başaramadı.

 

• 1970'lerde başlayan yumuşama döneminde hem Sovyet Rusya hem de ABD yaptıkları bir dizi silahsızlanma antlaşmaları ile dünyayı rahatlatmış ve bu ilişki­ler SALIT-II Antlaşması'nın her iki devlet arasında im­zalanması ile bu süreç devam etmiştir.

 

• Varşova Paktı ve Nato'nun karşılıklı olarak silahsız­lanma çabaları bu kongrenin toplanmasına imkan sağ­lamış, Fin Hükümeti'nin çağrısı üzerine Arnavutluk ha­riç Avrupa ülkeleri, ABD ve Kanada'nın da katılımı ile (35 ülke) 1 Ağustos 1975'te imzalanmıştır.

Helsinki müzakerelerinde meseleler dört ana konuya ayrılarak ele alınmış ve her ana konuya "Sepet" adı verilmiştir. Konferansta ele alınan konular;

A) Avrupa Güvenliğine ait Meseleler,

B) Ekonomik, Bilim, Teknoloji ve Çevre Konuların­da İşbirliği,

C) İnsan Haklarının geliştirilmesi,

D) Alınan kararların tatbikinin gözden geçirilme­sidir.

 

Sonuç belgesinde yer alan ilkeler bildirgesinde on te­mel madde üzerinde durulmuş ve bu ilkeler AGİK'in yol gösterici olmuştur. Bunlar;

1. Egemen eşitlik ve egemenliğin getirdiği haklara saygı,

2. Tehdit ve kuvvet kullanılmaktan kaçınma,

3. Sınırların bozulmazlığı,

4. Devletlerin toprak bütünlüğü,

5. Anlaşmazlıkların barışçıl yolla çözümü,

6. İçişlerine müdahale etmeme,

7. Din ve vicdan hürriyeti,

8. Milletlerin eşit hakları ve kaderlerini kendi tayin etmesi,

9. Devletler arasında işbirliği,

10. Milletlerarası Hukuk'un yüklediği taahhütlerin yerine getirilmesi.

 

Yayınlanan bu belgenin hukuki bir bağlayıcı özelliği bulunmamaktadır. Ancak kutupları birbirine yaklaş­tıran bu belge ile silahsızlanma çabaları hızlanmış, güvenlik ve işbirliği antlaşmaları devletler arasında imzalanmıştır.

 

C) YUMUŞAMA DÖNEMİ ÇATIŞMALARI

 

• Yumuşama döneminde ABD ve Sovyet Rusyanın ya­kınlaşması beraberinde politika değişmelerini de bera­berinde getirmiştir.

 

• Bu süreçte ABD, Orta Doğu ve Asya kıtasında ağırlı­ğını, Başkan Nixon'm açıkladığı doktrinle yapmaya ça­lışmış, bozulan Çin-Sovyet anlaşmazlığından yararla­narak Çin'i yanına çekmeyi başarmıştır. Başkan Nixon 20 yıldan beri Çin'e uygulanan ticari ambargoyu kaldır­mış, ülkesine gelmek isteyen Çinliler'e vize verileceğini söylemiştir. Bunun üzerine Sovyet Rusya Hindistan'la bir ittifak antlaşması yaparak Amerikan-Çin yakınlaş­masına cevap vermiştir. 1971 yılında ABD başkanı Ni­xon'm Çin'i ziyareti ile ilişkilerde bahar havası yaşan­mıştır. Ancak Amerikanın Çin'e yaklaşmasındaki temel neden Vietnam Savaşı'nda uğradığı başarısızlık ola­caktır.

 

Sovyet Rusya ise Yumuşama Dönemi'nde Batı ile diplomatik faaliyetlerine hız vermiştir. Nato'nun etki­li gücünden çekinen Sovyet Rusya kendisine yöne­len tehlikeler karşısında Nato'nun gücünü zayıflat­maya çalışmıştır.

 

1) KÜBA BUHRANI

 

• Küba Buhranı meselesi; Sovyet Rusya'nın Kübaya yerleştirdiği füzelerdir. ABD'ye ait casus U-2 uçakları­nın Küba üzerinde yaptığı uçuşlar sonucunda, Küba'ya yerleştirilmiş Sovyet Rusya'ya ait füzeler bulunmuştur. Bunun üzerine ABD başkanı Kennedy 22 Ekim 1962'de Amerikan radyo ve televizyonlarında bu durumu tüm dünyaya duyurmuştur. ABD derhal bu füzelerin sökül­mesini istedi. Taraflar arasındaki muhtemel bir nükleer savaşın dünyayı yok edeceğini bilen dünya ülkeleri bu durumdan tedirgin olmuşlardır. Ancak ABD'nin kesin ve sert tavrı karşısında Sovyet Rusya füzeleri sökmeyi ka­bul ederken, ABD'de Türkiye'de bulunan Jüpiter füzele­rini sökmeyi kabul etmiştir. Uluslararası bir soruna dö­nüşen "Küba Buhranı" bu şekilde atlatılmış oldu. Bu buhranı anlatan her iki devlet zamanla silahsızlanma antlaşmalarını da birer birer imzalayacaklardır.

 

ABD'nin Küba lideri Fidel Castro'yu devirmek için yaptığı plan başarısızlıkla sonuçlanınca (Domuzlar Körfezi) bu durum Küba'yı Sovyet Rusya idaresine daha çok yaklaştıran bir unsur olmuştur.

 

2) VİETNAM SAVAŞI

 

• 1945 Cenevre Antlaşması ile Kuzey ve Güney Viet­nam olmak üzere ikiye ayrılan bu devletlerden, kuzeyi­ni Sovyet Rusya, güneyini ise ABD koruma altına ala­caktır. Ancak kominist düzene sahip olan ve Sovyet Rusya'dan destek olan Kuzey Vietnam, zamanla ABD'nin destek verdiği Güney Vietnam topraklarına sızmalar yapmaya başlayınca, ABD 1965 yılından iti­baren Güney Vietnamı korumak için asker çıkardı.

 

• Savaş devam ederken Sovyet Rusya Kuzey Vietna-ma her türlü desteği vermiş, Çekoslovakya'yı işgal et­miş ve Brejnev Doktrini'ni yayınlayarak, her hangi bir kominist ülkeye de müdahale yapabileceğini belirtmiş­tir.

 

• 1965'ten itibaren Kuzey Vietnamı bombalayan ABD istediği sonuçları elde edemezken, Güney Vietnam'a sızma hareketleri de devam etmiştir. Bunun üzerine bu ülkeye 80.000 asker gönderen ABD, bunu zamanla ar­tırarak 600.000 sayısına ulaşacaktır. Bu savaşta Batılı devletlerden yeterli desteği alamayan ABD, 1968 yılın­da Kuzey Vietnam ile Paris'te masaya oturmuştur. Bu sırada 1968 yılında yapılan başkanlık seçimlerini kaza­nan Nixon, Vietnam Meselesine hemen ağırlığını koya­rak ABD'yi "Vietnam Bataklığından çıkarmak istemiştir.

 

Çünkü kendisi göreve geldiğinde 31.000 ABD askeri Vietnam'da ölmüştü. Bunun üzerine başkan Nixon Temmuz 1969 yılında "ABD'nin dünyanın neresinde olursa olsun Vietnam örneği savaşlara girmeyece­ğini, müttefiklerine yardım için ABD askeri gönder­meyeceğini, bu devletlere ekonomik ve askeri teç­hizat gönderileceğini" belirten "Nixon Doktrini" ya­yımlamış ve Paris'te sürdürülen barış çabalarının hız­lanmasını sağlamıştır. Her iki taraf da 1973 yılında an­laşmaya varmışlardır.

 

Bu anlaşmaya göre;

1. 1954 Cenevre Antlaşması sınırlarına geri dönü­lecek,

2. Amerika Birleşik Devletleri altmış gün içinde Vi­etnam! terkedecek,

3. Kuzey Vietnam da Güney Vietnam halkının ken­di kaderini kendisinin tayin etmesini sağlaya­caktır gibi kararlar alınmıştır.

• ABD Kuzey Vietnam'dan çekildiğinde 55.000 askerini de kaybetmiş olacaktır. Ancak sağlanan bu barış kısa sürecek ve Güney Vietnam 1975 yılında Kominist Ku­zey Vietnam tarafından ilhak edilecektir.

 

Vietnam Savaşı ABD'nin kendi halkı ile problemler yaşamasına neden olacaktır. ABD halkı verilen ağır kayıplar ve kendilerini ilgilendirmeyen bir meseleye taraf oldukları için, Vietnam Savaşını kendi ülkele­rinde günlerce protesto edecek, kim tanınmış ay­dın, gazeteci, spor adamı askerlik için silah altına alınmayı reddedeceklerdir. Bunlo se en sivrilen ise ünlü boksör Muhammed A!i Ciay olacaktır. Kendisi Vietnam Savaşı'nı protesto edip, askere gitmemesi üzerine aldığı madalyalar ve unvanları elinden alınacaktır. Bu durum ABD halkı arasında yönetime karşı olan tepkileri daha da arttıracaktır.

 

Vietnam Savaşı'nın tek olumlu yönü ise ABD-Çin ilişkilerinde yaşanan pozitif gelişmeler olacaktır.

 

3) KEŞMİR SORUNU

 

• II. Dünya Savaşı sonrası 1947 yılında kurulan Hindis­tan ve Pakistan arasında ki bu sorun günümüze kadar gelmiştir.

 

Kuruluşunda iki topraktan meydana gelen ve bu­günkü Pakistan olan Batı Pakistan diğeri ise eski adı Bengal olan ve bugünkü ismi Bangladeş olan Doğu Pakistan'dır.

 

• Kuruluşlarından itibaren sınır çatışmaları yaşayan Hindistan ve Pakistan arasındaki mesele, verimli top­rak arazilerine ve halkının çoğunluğunun Müslüman ol­duğu Keşmir Bölgesi'dir. Bu bölgenin yönetimini İngiltere 1846 yılında bir Hintli aileye vermişti. Her iki devletin de kurulduğu 1947 yılında bu toprağın idaresini elinde tutan Hintli aile, buranın yönetimini 1947 Ekiminde Hindistan'a vermiştir. Bu arada Pakistan bu bölgede Müslüman çoğunluğa dikkat çekerek bu toprağın ken­disine verilmesini istedi İşte bu olay Hindistan ile Pakis­tan'ı Keşmir meselesi yüzünden 1948'de savaşa götür­dü. Birleşmiş Milletlerin araya girmesiyle, bu bölgede plebisit (kime katılacağı çoğunluğa göre belirleme esası) yapılmasına karar verildi. Ancak Hindistan bu bölgede günümüze kadar bir plebisite yapmaya yanaş­mamıştır. Bu durum Hindistan'ı Sovyet Rusya'ya yak­laştırırken, Pakistan'ı ise ABD'ye yaklaştırmıştır.

 

• Birbirlerinden uzaklaşan bu devletlerden Pakistan, 1955 yılında Bağdat Paktı'na üye olacaktır. Ancak Keş­mir Bölgesinde Hindularla Müslümanlar arasında silah­lı çatışmalar 1963 yılında yeni bir savaşa daha neden olacaktır.

 

• Pakistan askerlerinin 5 Ağustos 1963 günü Keşmir'in Hindistan'a ait bölgelerine girmesiyle başlayan savaş, B.M. Güvenlik Konseyi'nin 23 Eylül 1965 günü ateşkes ilan etmesi ile son bulacaktır.

1966 yılında Sovyetler Birliği Başbakanı Kosigi'nin ara-bulucuğu ile başlayan müzakereler sonucu;

1. Her iki tarafta savaşın başladığı 5 Ağustos 1965 önceki sınırlarına çekilerek,

2. Birbirlerinin içişlerine karışmayacak,

3. Meseleleri barışçıl yollarla çözeceklerine dair "Taşkent Deklarasyonunu 10 Ocak 1966 yılında imzalayacaklardır.

 

• 1971 yılına kadar süren bu antlaşma, Doğu Pakis­tan'ın ayaklanıp, Bangladeş adında bir bağımsız devlet kurmasına kadar devam etmiştir. Bunun da gerçekleş­mesinde Hindistan'ın Doğu Pakistan'a yaptığı asker ve malzeme yardımları önemlidir.

 

• İlişkilerin gerginleşmesi üzerine Çin ve ABD Pakis­tan'ı, Sovyet Rusya'da Hindistan'ı destekledi. 3 Aralık 1971 günü Pakistan uçaklarının, Hindistan'da bazı ha­valimanları™ vurması ile başlayan savaşta, Hindistan ordusunun Doğu Pakistan'a girmesi sonucu Pakistan daha fazla dayanamayarak teslim oldu. (16 Aralık 1971) Aynı gün ise Bangladeş Devleti'nin kurulduğu resmen ilan edildi. Yeni kurulan bu devleti ABD, Sov­yet Rusya ve Çin hemen tanırken, Pakistan ise Bang-ladeşi 1974 yılında yapılan İslâm Konferansı toplantı­sında İslam ülkelerinin ısrarı üzerine resmen tanımıştır.

 

4) SOVYET RUSYA'NIN AFGANİSTAN'I İŞGALİ

 

• 1979 yılına kadar Sovyet Rusya ile İttifak Antlaşmala­rı imzalayan Afganistan, içindeki milliyetçi-solcu çatış­masında dolayı 1970'lerden beri ülke içinde birliği sağ­layamadı.

 

• 27 Nisan 1978 günü Afgan Marksistleri yaptıkları dar­be ile yönetimi ele geçirip 28 Haziranda "Afganistan Demokratik Cumhuriyeti"ni ilan ettiler. İhtilal Komite­si başkanı Taraki ise devlet başkanı oldu. Ancak bu du­rum halkının büyük çoğunluğu Müslüman olan milliyet­çi Afganları kızdırdı. Ülke için de başlayan çatışmalara taraf olan Sovyet Rusya 24 Aralık 1979 yılında, Kabil havaalanına asker indirerek, hükümet binasını işgal et­ti. Böylece Afganistan Sovyet Rusya tarafından işgal edildi. Ancak Sovyetlerin işgali ülke topraklarını savun­mak için milyonlarca Afganlı'yı direnişe şevketti. Afga­nistan'ın dağlık arazisi de Sovyet işgalinin genişlemesi­ni engellerken kuvvetlerinin de ülkenin her yerinde baş­layan direniş hareketlerine karşı bölmeleri de savaşta başarı sağlayamamalarına neden oldu.

 

• Sovyetler savaş boyunca Afgan milliyetçilerinin dire­nişini kırmak için kimyasal silahlar, hava bombardıman­ları, sıvı bombalar atarak binlerce sivil insanın hayatını kaybetmesine neden olmuştur. Ancak Afgan halkının direnişini kıramayan ve dünya kamuoyu nezninde ko­minist ülkeler hariç hiçbir desteği olmayan Sovyet Rus­ya, 15 Şubat 1989 yılında son askeri biriğini de çeke­rek Afganistan'ı terketmiştir.

 

Bu savaşta Birleşmiş Milletlerde yoğun bir çaba harcamasına rağmen, birliğin daimi üyesi Rus­ya'nın kendisine karşı alınan her kararı devamlı ve­to etmesinden dolayı etkili olamamıştır.

 

• Savaş esnasında ve sonrasında ABD ve Çin, Afga­nistan'a her türlü silah ve ekonomik anlamda yardım­lar göndermiştir.

 

Afganistan'ın işgali ise en çok Pakistan'ı rahatsız etmiştir. Eğer Afganistan Sovyet Rusya'nın eline geçerse, Sovyet Rusya ile Pakistan sınır komşusu olacaktır. Hindistan'ın da Sovyet Rusya ile yakın iş­birliği içinde olması Pakistan'ın kaygıları arttıracak­tır.

 

5) ARAP-İSRAİL SAVAŞLARI

 

• II. Dünya Savaşı'ndan sonra Filistin topraklarına yer­leşen Yahudiler, İngilterenin bu bölgeden çekilmesi ile 14 Mayıs 1948 günü İsrail devletinin kuruluşunu ilan et­ti. Bu kurulma Araplarla İsrail arasında birçok savaşa neden olacaktır.

 

a. ARAP-İSRAİL SAVAŞI (1948-49)

 

• İsrail Devleti kurulur kurulmaz Mısır, Suriye, Lübnan ve Irak ordularından oluşan Arap orduları 15 Mayıs 1948 yılında İsrail'in üzerine yürüdü. İsrail'in kurulma­sında etkili olan İngiltere ve Amerika, savaşın başlama­sı ile Filistin'e silah sevkiyatına ambargo koymasına rağmen Sovyet Rusya Yahudilerin yanında yer alarak, İsrail'e top ve otomatik silahlar sevketmiştir.

 

• 75.000 kişilik bir orduya sahip olan İsrail, beş Arap or­dusunu da (Filistin ordusu da dahil) yenerek bir yıldan beri devam eden bu savaştan galip ayrılacaktır. Böyle­ce İsrail Filistin topraklarının dörtte üçünü ele geçire­rek, Kudüs'ün de yarısını kendi topraklarına katmıştır. Yapılan bu savaşta bir milyon Filistinli yerlerinden ayrıl­mak zorunda kalması "Mülteciler Meselesi"nin de or­taya çıkmasını sağlamıştır. Ayrıca Mısır'da da Kral Fa­ruk tahttan indirilerek yerine Nasır getirilmiştir.

 

Savaşın bir diğer sonucu da beş Arap Devleti'nin az sayıda ki İsrail askerlerine yenilmesi Araplar'da "milliyetçilik" duygularını güçlendirmiştir.

 

b. 1967 ARAP-İSRAİL SAVAŞI (ALTI GÜN SAVAŞI)

 

• 1948 yılında İsrail'in kazandığı ilk Arap-İsrail savaşı­nın ardından, Mısır'da devlet başkanı olan Nasır hem kendi prestijini yükselterek, Orta Doğu ve kendi ülke­sinde konumunu güçlendirmek hem de 1948 yılında kaybedilen savaşın intikamını almak için gerekli hazır­lıklara başladı.

 

• Diğer taraftan da Sovyet Rusya'nın Suriye ile silah alış-verişinde bulunarak, bu ülkeyi güçlendirmesi 1966 yılında İsrail-Suriye arasında gerginliğine yol açmıştır. Suriye-İsrail sınırında başlayan olaylar, İsrail'in Suri­ye'yi Güvenlik Konseyi'ne şikayeti ile iyice gerginleşti. Ancak Sovyet Rusya'nın İsrail lehine her kararı veto et­mesi, İsrail'in konseyden kendi lehine bir karar çıkar­masını engelledi.

 

• Bunun üzerine İsrail, Suriye'nin yaptığı her sınır ola­yında, en ağır şekilde karşılık vermeye başladı.

 

• Bu durum Mısır silahlı kuvvetlerini 19 Mayıs'tan itiba­ren Sina'ya ve Birleşmiş Milletlerin kontrolünde bulu­nan Şarm El-Şeyh'e asker çıkarmasına neden oldu. Mısır İsrai'in Kızıl Deniz'e çıkışı olan Tiran Boğazı'nıda kontrol altına aldı. Bu son olay İsrail'in sabrını taşırma­ya yetti.

 

• İsrail 5 Haziran 1967'de Mısır, Ürdün ve Suriye'yi bombalamaya başladı. 3 gün içinde Sina Yarımadasfnı ele geçiren İsrail önce Mısır'ı Nablus Muharebesi'yle saf dışı edip, 7 Haziran günü Ürdün'le, 19 Haziran gü­nü ise Suriye ile ateşkes yapıp, altı gün süren bu sava­şında kesin galibi oldu.

Savaş sonunda ise İsrail;

1. Topraklarını dört kat daha genişletmiş,

2. Tiran Boğazı'na sahip olmuş,

3. Gazze bölgesini eline geçirmiş ancak İsrail için belki de savaşta alınan en önemli yer Kudüs ol­muştur.

 

Savaş sonrasında ise Sovyet Rusya Araplara des­teğini sürdürmüş ve konuyu Birleşmiş Milletler Ge­nel Kurulu'na götürmüş ve Araplar lehine kararlar çıkmasını sağlamaya çalışmıştır.

ABD ise artık Orta Doğu'da kalıcı bir barışın temel­lerini atmak ve Orta Doğu da kendi aleyhine oluşan propagandaları önlemek için çeşitli planlar yaptı. Ancak bu planlar bir netice vermedi.

 

c. 1973 ARAP-İSRAİL SAVAŞI

 

• 1967 yılında Araplar'ın yaşadığı hezimet ve kaybedi­len toprak parçalarını İsrail'den almak için 1967 yılında Sudan'ın başkenti Hartum'da yapılan Arap Zirvesi'nde;

 

1. İsrail hiçbir şekilde tanınmayacak,

2. İsrail ile hiçbir şekilde müzakere edilmeyecek,

3. İsrail ile barış antlaşması yapılmayacak,

4. Filistinlilerin hakları sonuna kadar savunulacak

gibi kararlar alınmıştır.

 

• Bu kararlar sonrası eğitilen Filistinli komandolar İsra­il sınırlarında Yıpratma Savaşı adı verdikleri taktikle, İsrail'i devamlı tahrik etmeye başladılar.

 

Bu sırada ABD'nin Araplarla aralarındaki sorunları gidermek için başlattığı barış çabaları ve planların İsrail'in politikasına ters düşmesi sonucu Mısır 1969 Nisan'ından itibaren 16 ay süren Yıpratma Savaşları'na başladı.

 

• 1967 yılındaki yenilgi, Mısır ordusunda da çeşitli re­formlara neden oldu. Mısır tekrar silahlanmaya başladı ve 1969 ta İsrail mevzilerini bombaladı. Bunun üzerine İsrail 1970 yılında Mısır'ı bombalamaya başladı. Ancak İsrail'in bombardımanı Mısır hava savunmasını çöker­tince Mısır, Sovyet Rusya'dan uçak ve füze alımı yaptı. Yapılan karşılıklı hava muharebeleri 1971 yılına kadar devam etti. Bu arada Mısır Devlet başkanı Nasır 28 Ey­lül 1970 yılında vefat etti. Yerine ise Enver Sedat geçti. Enver Sedat 1971 yılında İsrail'e bir barış planı sundu. Sunduğu barış planı reddedilince, Mısır, Ürdün, Suriye arasında yoğun temaslar başladı ve savaşın planları yapıldı. Bu müzakereler sonucu savaşın Sina ve Suri­ye cephesinde yapılması kararlaştırıldı.

 

• 6 Ekim 1973 günü Mısır ve Suriye kuvvetleri aniden İsrail'e saldırıya geçtiler. Ancak Araplar Suriye Cephe-si'nde başarılı olamadılar.

 

• Sina Cephesi'nde ise İsrail, hem insan hem de aske­ri teçhizat (top, tüfek, tank, uçak) bakımından ağır ka­yıplara uğradı. Ancak zamanla toparlanan İsrail Mısır'ın ilerleyişini durdurdu ve ilerleyerek Mısır topraklarına girmeye başladı. Savaşı daha fazla ilerletmeyen Mısır ile İsrail, Güvenlik Konseyinin 22 Ekim 1973 günü aldı­ğı kararla ateşkes ilan etti.

 

• Ancak Mısır ateşkes kararına uymadı. Tekrar saldırı­ya geçincede bu sefer iki süper güç Sovyet Rusya ve ABD karşı karşıya geldi. Ancak taraflar arasındaki gö­rüşmeler sonucu her iki ülke sınırına Birleşmiş Milletler kuvvetlerinin konulması dair bir antlaşma imzalandı. (25 Ekim 1973)

 

• ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger İsrail ve Arap devletleri arasında başlattığı mekik diplomasisinin sonucunda 18 Ocak 1974 tarihinde, İsrail'in Sina'dan bel­li ölçülerde çekilmesini sağlayan bir antlaşma daha ya­pıldı.

 

Bu anlaşma Süveyş-Kahire yolunun 101. km'sinde imzalandığı için "101. km Antlaşması" adı da verilir.

 

• Bu antlaşmanın bir benzeri de Suriye-İsrail arasında 31 Mayıs 1974'de imzalanarak barış çabaları hızlandırılmıştır. Bu antlaşmalar da etkin rol oynayan ABD, Arap devletleri ile münasebetlerini de düzeltme imkanı buldu. ABD-Mısır ile münasebetlerini düzeltti. Her iki devlet arasında 1 Eylül 1975 yılında Sina konusunda bir anlaşma imzalandı. Bu antlaşma ile Mısır büyük ka­zançlar elde etti. Bu durum 1978 Camp David anlaş­malarına giden yolu da açmış oldu.

 

d. CAMP DAVID ANLAÅžMALARI (1978-1979)

 

• 18 Ocak 1974'te ve 1 Eylül 1975'te yapılan anlaşma­larda arabulucu olan ABD, Orta Doğu politikasına ağır­lığını koyarken, Arap ülkelerinden Mısır ile de münase­betlerini geliştirmişti. ABD Başkanı Nixon, Mısır'a yaptı­ğı ziyaretle ve Enver Sedat'ın 26 Ekim-5 Kasım tarihle­ri arasında ABD'ye yaptığı ziyaret ABD-Mısır arasında ilişkileri geliştirdi.

 

• Ancak bu durum Mısır-Libya arasında gerginliğe ne­den oldu. 1975 yılında başlayan bu gerginlik 1977 Eki-mi'ne kadar devam etti. 1977 yılında bu sınır çatışma­ları iki ülkeyi savaş durumuna getirdi. Ancak savaş Arap ülkelerinin araya girmesi ile münasebetler tekrar normale döndü. Ancak bu durum Mısır-Sovyet Rusya arasındaki münasebetleri de olumsuz etkiledi. Enver Sedat Sovyet Rusya ile 1971 yılında imzaladığı "Dost­luk ve İşbirliği Anlaşmasfnı fesh etti. Bu olay ABD'yi memnun etti. Bunun üzerine ABD 28 Nisan'da Mısır'la bir ticaret anlaşması imzaladı.

 

• Orta Doğu'da kalıcı bir barış isteyen ABD, birçok Arap ülkeleri ile görüştükten sonra 1 Ekim 1977'de Cenev­re'de bir toplantı yapılacağını duyurdu. Bu gelişmeler yaşanırken Enver Sedat 19-21 Kasım arasında İsrail'i ziyaret etti ve böylece iki devlet arasında diyalogda başlamış oldu. Ancak bu durum Arap ülkeleri arasında müthiş bir tepki ile karşılandı.

 

• Mısır-İsrail görüşmeleri zaman zaman taraflar arasın­da gerginlikleri de beraberinde getirdi. Öncelikli sorun İsrail'in Filistin topraklarından olan Batı Şeria'da yeni yahudi yerleşim merkezleri inşa etmesi oldu. Bu durum İsrail'in hem ABD ile hem de Mısır'la arasının açılması­na neden oldu. Ancak tekrar insiyatifi ele alan ABD En­ver Sedat ile İsrail devlet başkanı Begin'i Washington yakınlarında ki Camp David'de buluşturdu.

Bu görüşmeler 5-17 Eylül 1978'de yapıldı ve 17 Ey-lül'de, Mısır, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri ara­sında "Camp David Anlaşmaları" imzalandı.

 

Buna göre;

1. Batı Şeria ve Gazze'de Filistinlilere muhtariyet verilecek,

2. İsrail, bu iki toprakta, asker miktarını asgariye indirecek,

3. Filistin halkının meşru haklarını ve adil istekle­rini İsrail tanıyacak,

4. 3 ay içinde İsrail ile Mısır arasında barış anlaş­ması yapılarak, İsrail Sina Yarımadasından iki-üç yıl içinde geri çekilecek gibi kararlar alınmıştır.

 

• Ancak bu anlaşmaya tepkiler, Enver Sedat'ın 1977 yı­lında Kudüs'e yaptığı ziyaret sonrası, Arap ülkelerinin İsrail ile her turla anlaşmayı reddeden "Karanlık Cep­hesinin Sovyet Rusya'ya yakınlaşmasına ve Suriye li­deri Hafız Esad'ın da Moskova'ya giderek başkan Brej-nev ile görüşerek "Camp David Anlaşmalarının red­detmelerine neden olacaktır.

 

• Mısır-İsrail barış anlaşması için biraz gecikmeli de ol­sa 26 Mart 1979'da VVashington'da imzalandı.

 

Barış Anlaşması'nın gecikme nedenleri; İsrail'in Camp David Anlaşması'nda yeralan maddeleri ken­di lehine olacak şekilde yorumlamasından kaynak­lanmıştır.

 

• Bu anlaşma ile Mısır ile Arap dünyası arasındaki bağ­lar tamamen koptu. Arap ülkeleri yapacakları her türlü konferans ve toplantılarda ya Mısır'ı davet etmeyecek­ler ya da aldıkları kararlarla, ekonomik yönden Mısır'a giden yardımların önünü keseceklerdir.

 

Mısır'a ekonomik alanda en fazla yardımı Suudi Arabistan yapmaktaydı. Ancak Camp David Anlaş­malarımı imzalayan Mısır'a, Suudi Arabistan yar­dımlarını kesmiş ve bu durum ABD'nin Mısır'a as­keri ve ekonomik yardımlar yaparak Amerikan yan­lısı bir devlet haline gelmesine neden olacaktır.

 

Camp David anlaşmaları Filistin Meselesi'ne kalıcı bir çözüm getirmemiştir. Özellikle anlaşma sonrası İsrail'in Batı Şeria'da Yahudi yerleşim bölgeleri inşa etmeye devam etmesi ve Kudüs'ü uluslararası sta­tüden çıkarıp kendi topraklarına katması ve 1967 yılından beri Suriye'ye ait olan Golan Tepelerini de 1981'de ilhak etmesi, Arap Devletleri ile İsrail'in aralarının açılmasına neden olacak ve bu sorun gü­nümüze kadarda devam edecektir.

 

D. PETROL BUNALIMI VE OPEC

 

1) 1973 Petrol Krizi Sebepleri:

1. 1967 Arap - İsrail savaşlarının sonucunda petrolü batıya karşı siyasi silah olarak kullanılmak istenme­si

2. Ortadoğu ülkelerinde petrol şirketlerine el konulma­sı

3. İran ve Irak'ın ülkedeki petrol şirketlerini ulusallaş­tırması

4. Batılı ülkelerin ve özellikle ABD'nin İsrail'e açıkça destek olması

 

• 1967 Arap-İsrail savaşından sonra petrolün batıya ve bilhassa İsrail'e destek veren Amerika'ya karşı siyasi silah olarak kullanılması söz konusu edildi. Hatta bu maksatla OAPEC(petrol ihraç eden Arap ülkeleri teşki­latı) kuruldu. Fakat petrolün siyasi silah olarak kullanıl­ması mümkün olmadı. Çünkü Batının ve Amerika'nın tek petrol kaynağı Ortadoğu değildi.

Bu yıllarda Amerika'nın kendi üretimi olduğu gibi Venezüella, Nijerya ve Endonezya gibi petrol ihraç eden ülkeler olması Arapların petrol ambargosunu başarısız kılmıştır.

 

• OAPEC Batı ve Amerika üzerinde baskı kurabilmek için,

a) Üretimi kısmak dolayısıyla ihracatı kısmak

b) Fiyatları yükseltmek

yollarını düşünmüş ve ikinci yolu tercih etmişlerdir.

 

1973 yılından itibaren petrol fiyatlarının yükseltilme­si neticesinde 1973'te varili 2.59 dolar olan Arap petrolü 1974'te 11.65 dolara çıkmıştır. Yani bu bir yıl içinde dört mislinden fazla bir atış demekti.

 

• Petrol fiyatlarındaki artış Batı Avrupa'da ve Japon­ya'da bir paniğe sebep oldu. Batı Avrupa devletleri İs­rail'e işgal ettiği yerlerden çekilmesi için baskı uygula­dı. Japonya Arapları destekleme kararı aldı. İngiltere ise İsrail'e silah ambargosu uyguladı.

 

Sonuçlan:

1. ABD, Arapların petrol silahına karşı petrolün sağ­lanmasında ve kullanılmasında işbirliği sağlamak için Milletlerarası Enerji Ajansı'nı kurdu.(14 üye )

2. Batılı ülkeler petrol fiyatlarındaki artışı kendi ürettik­leri sanayi mallarına yansıttılar. Yani Araplar pahalı petrol sattılar aldıkları sanayi mallarını pahalıya al­dılar.

3. Petrol fiyatlarındaki artıştan en büyük zarar ise sa­nayi alanında gelişmekte olan ve çıkartılan petrolün kendine yetmediği Türkiye ve Türkiye gibi devletle­re olmuştur.

 

2) OPEC (Petrol İhraç Eden Ülkeler Teşkilatı)

 

• 1960 yılında Bağdat'ta kuruldu. Teşkilatın merkezi Vi-yana'dadır. İlk üyeleri, Irak, İran, Kuveyt, Suudi Arabis­tan ve Venezüella idi. Daha sonra bu teşkilata Libya, Endonezya, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Cezayir, Gabon, Nijeryave Ekvadoröa katıldı. Üye sayısı 13 ka­dar çıkan bu teşkilatın kurulma amaçları şunlardır:

 

1. Petrol fiyatlarını tespit etmek

2. Üye devletlerin sorunlarına birlikte çözüm getirmek

3. Yoksul ülkelerde milli ekonomilerin oluşturulmasını sağlamak

4. Yoksul ülkelere gerekli görüldüğünde yardımda bu­lunmak

5. Üye ülkeler arasında petrol politikasının birliğini sağlayarak üye ülkelerin ortak çıkarlarını korumak

 

• OPEC ülkeleri kuruluş aşamasında Shell, Esso, Bri-tish Petroleum ( BP) gibi büyük petrol şirketlerinin bas­kısıyla karşılaştılar ama 1970'li yıllardan sonra uygula­dığı "petrolü kısma" politikası ile siyasi ve ekonomik alanda kendinden söz ettiren bir teşkilat olmuştur.

 

OPEC kurulduğunda Ortadoğu petrollerinin varili (7,3 varil ham petrol bir ton etmektedir) 1,80, Libya petrolü 2,17 dolar iken 1982'de varili 34 dolara ka­dar çıkmıştır.

 

• OPEC 1977'li yıllarda farklı iki fiyat hüküm sürdü. Ba­zı üye devletler Batı'nın etkisinde kalarak fiyatların yük­selmesine karşı çıktılar (Suudi Arabistan, Şah İran'ı ve B.A.E gibi) bazı üye devletler ise fiyat artışında ısrar et-tiler.(Cezayir, Irak, Libya gibi)

• OPEC kurulduğundan beri dünya siyasetinde inişli çı­kışlı bir seyir izlese de bugün dünya petrol üretiminin %49'una yakın bir payını elinde bulundurmaktadır.

 

E. İRAN-IRAK SAVAŞININ GELİŞİMİ

 

• Yakın zamanın en manasız savaşlarından biri sayılan İran-lrak savaşının temelinde mezhep mücadelesi, si­yasi üstünlük mücadelesi ve Arap-Fars çekişmesi yat­maktadır. 1958 de Irak'ta monarşinin yıkılmasından sonra İran-lrak ilişkileri bir türlü düzgün gitmemiştir. 1958'den sonra Irak'ta sol rejimlerin hâkim olması batı­ya dönük bir politika izleyen İran şahının hiç hoşuna gitmedi.1970'li yıllarda İran askeri gücünü arttıran Şah, bölgenin hâkimiyetine soyundu.

 

• 1968 yılında İngiltere'nin bölgeden çekilme kararı almaya başlaması ile İran, İngiltere'nin yerini doldurmak için çalışmalara hız verdi. Ve kendine iki yeni konsept geliştirdi.

1. Savunma amaçlı: İran'a dışardan ve bölgeden gelebilecek tehditlere karşı caydırma ve savunma

2. Taarruzi amaçlı: Bölgede İran'dan daha güçlü hatta İran'la eşit bir devletin varlığına izin vermeme

• 1968 yılında Irak'ta "Baas Sosyalist Partisi" iktidara geldi. Bu parti 1961 yılından beri devam eden Kürt sorununa bir çözüm getirmek amacıyla 1970'te Kürtlere muhtariyet veren bir antlaşma imzaladı. Yeni rejimle birlikte Irak, komünist ülkelerle özellikle Sovyetler Birliği ile ilişkileri geliştirdi ve Sovyetlerden yüklü miktarda silah ve mühimmat aldı.

• Irak'ın komünist ülkelerden silah satın alması İran ABD ve İngiltere'yi rahatsız etti. İran Irak'ın bu tutumuna karşı kuzey Irak'taki Kürtleri Bağdat yönetimine karşı kışkırttı. 1974'te Irak ordusu ile Kürtler arasında kanlı çarpışmalar oldu. Bu çatışmalarda yüz bin Kürt İran'a sığındı. İran sığınan Kürtleri silahlandırarak tekrar Irak'a yolladı. Böylece İran ile Irak Kürtler üzerinden savaş eder duruma geldi.1975'te Cezayir'in arabulucu olmasıyla "Cezayir Antlaşması" imzalandı.

 

1979'da Ayetullah Humeyni ve taraftarlarının İran'da şahı devirmesiyle "İran İslam Cumhuriyeti" kuruldu ve iki ülke arasında ilişkiler tekrar bozulmaya başladı. Humeyni, Irak devrimini, yönetimini ve ülkedeki yönetici partiyi ortadan kaldırmayı amaçlamıştı.

 

F. İRAN-IRAK SAVAŞI (1980-1988)

 

Nedenleri:

1. İran hâkimiyetinde bulunan fakat Cezayir Antlaşmasına göre Irak'a devredilmesi gereken çeşitli kontrol noktalarının İran'ın devretmemesi

2. Irak'ın Kuzistan bölgesinde kontrolü elde etmek istemesi

3. Irak'ın İslam dünyasında gerçek bir lider olduğunu ispatlamak istemesi

4. İran'ın Basra bölgesindeki ortak hâkimiyete kesin bir son vermek istemesi

5. Humeyni rejiminin Irak için bir tehdit oluşturması

6. Irak'ın İran'la çarpışan Kuzistan Araplarını desteklemesi

7. Şattülarap'ta Irak'ın çıkarlarını korumak istemesi

• 1980 yılında başlayan savaş 8 yıl sürdü. Zaman zaman çok şiddetlenen savaşta ne Irak ne de İran birbirine üstünlük sağlayamadı. İran'ın silahları Amerikan yapımı olması devrimden sonra İran-ABD ilişkilerinin iyi

olmamasından dolayı İran yedek parça sıkıntısı çektiği için havadaki üstünlüğü Irak'a bırakmıştır.

 

1980 yılında İran'ın nüfusu 51 milyon Irak'ın nüfusu ise 18 milyon idi. İran'ın bu savaşta güçsüz olması İran'ı "insan-yoğun" bir savaş taktiğine sevk etmiştir. Bu taktik Irak'ı kara harekâtında zor duruma sokmuştu.

 

• Irak'ın bu savaşta güçlü olması İran'ı nüfusunu kullanmaya itmiş bunun yanında peşmergeleri de kullanma yoluna gitmiştir. ,

• Sekiz yıl süren İran-lrak Savaşı'nda Irak'ı destekleyen devletler: Suudi Arabistan, Kuveyt, Ürdün, Mısır, Fransa, ABD ve Sovyetler  Birliği'dir.

İran'ı destekleyen devletler ise: Suriye, Libya, Çin, Kuzey ve Güney Kore, Yunanistan ve Hindistan olmuştur.

 

• İran-lrak Savaşı'nda Türkiye, iki tarafın baskılarına rağmen tarafsızlığını bozmam ıştır. Silah hariç yiyecek ve giyecek satmıştır. İran'daki dini rejimden hoşlanmayan AB üyesi devletler ise Irak'a sempatiyle bakmışlar fakat iki tarafa da silah satmaktan çekinmemişlerdir.

 

• İran-lrak Savaşı 20 Ağustos 1988'de Humeyni'nin tabiriyle "zehir içmekten zor bir karar." diyerek ateşkesin imzalanması ile sona ermiştir.

 

SONUÇLARI:

1. Her iki ülkeden yaklaşık bir-iki milyon insan ölmüş üç milyon kişi sakat kalmıştır.

2. İran'ın bu savaştaki toplam zararı 380 milyar ster-ling; Irak'ın ise 301 milyar sterlinge ulaşmıştır.

3. İran'ın dış borcu 2 milyar sterling iken; Irak'ın dış borcu 50 milyar sterlinge çıkmıştır.

4. İran'ın Ortadoğu'ya yayılma, rejimini yayma ve lider olma planı başarısız olmuştur.

5. Irak'ın bu savaşta büyük zararla çıkması Sad-dam'ın Kuveyt'e saldırmasına ortam hazırlamıştır.

6. Körfez Savaşı'nın çıkmasında bu savaşın sonuçları etkili olmuştur.

7. AB ülkeleri iki tarafa silah satarak ekonomilerini güçlendirmişlerdir.

8. Türkiye iki taraf arasında tarafsız olmasından dolayı iki taraf arasındaki ticaret hacmini milyarlarca dolara çıkarmıştır.

9. Savaşın bitişinden bir yıl sonra Humeyni ölmüş yerine Hamaney getirilmiştir.

10. ABD'nin bölgedeki etkinliği artmıştır.

11. Savaş Irak'ın iç politikasına olumlu etkilemiş Sad-dam Hüseyin'in kişisel durumunu ve itibarını güçlendirmiştir.

12. Amerika'nın uzaydaki uydularından aldığı bilgiyi Irak'la paylaşması İran'da müthiş bir yıkıma yol açmıştır.

 

G. DEĞİŞEN DÜNYA (Uzay Çalışmaları)

 

• 1957-1975 yılları arasında ABD ile SSCB arasında soğuk savaşın bir göstergesi olarak ortaya çıkan uzay çalışmaları ivme kazanmıştır. Bu çalışmalar arasında;

1. Uzaya uydu ve insan göndermek

2. Ay'a insan göndermek

gibi gelişmeler iki ülke arasında rekabete neden olmuş­tur.

 

Uzay çalışmalarının temel amacı: iki ülkenin sıcak savaş öncesinde biri diğerini moralman çökertmekti.

 

• II. Dünya Savaşı'ndan sonra Nazi Partisi'nden kaçan çok sayıda Alman roket bilimcisi (Van Braun gibi) ABD'ye iltica etti.

 

• 4 Ekim 1957'de SSCB "Sputnik-I"i başarıyla fırlat-masıyla uzay savaşları başlar. Bu ABD'yi derin bir tela­şa düşürür. SSCB adına "Sergey Korolyev" uzay ça­lışmalarına hız verir.

 

• Sputnik yüzünden korkan ve cesareti kırılan ABD hal­kı, ABD'deki uzay çalışmalarına büyük destek verir. Sputnik'ten dört ay sonra Amerika, "Explorer-I" uzaya gönderir.

 

Fırlatılan ilk uydular bilimsel amaçlı fırlatılmıştı. Sputnik, atmosferin üst tabakasının yoğunluğunun belirlenmesinde, Explorer ise Van Ailen Radrosyon kemerinin keşfinde kullanıldı.

 

• 1957'de SSCB'nin "Sputnik-ll" uydusu ile uzaya "Laika" diye ilk köpeği gönderir.(ölür) Yine Sovyetler 1968'de ilk kaplumbağaları uzaya göndermiş, ayın et­rafını dolaşan ilk canlı uçuşu gerçekleştirmiştir. İnsanlı uçuşlar: SSCB, "Vostok" serisi ile uzaya ilk in­san gönderir. "Yuri Gagarin", 1961'de dünyanın yö­rüngesine başarıyla ulaşan ilk insan olmuştur. Bu ola­yın yıl dönümü Rusya'da ve birçok ülkede hala kutlan­maktadır. Yine SSCB, 1963'te uzaya ilk kadın'ı gön­derdi^ Valantina Tereşkova) Aleksei Leonov 1965'te ilk uzay yürüyüşünü gerçekleştirdi.

 

• Uzay yarışının başlangıcında Sovyetlerin sağlamış olduğu açık üstünlüğe karşı ABD karşılık verme yarışı­na başladı. Amerikan başkanı Kennedy, Sovyet çalış­malarına karşı "Apollo" projesini geliştirir. Ay'a ilk insa­nı taşıyan Apollo 11 aracını fırlattı. Ay'a ilk adım atan ki­şi ise Amerikalı "Neil Armstrong" oldu.

 

• Ay'a çıkış uzay yarışının en çok rekabetin yaşandığı bir yer olmuştur. Ancak bu rekabetten SSCB başarısız olmuştur. Başarısız olmasının nedenleri şunlardır:

1. ABD, Ay projesinin merkezi örgütçe (NASA) yöne­tilmesi

2. Dahi Sovyet tasarımcısı Korolyov'un erken ölümü

3. ABD'nin projelere daha fazla kaynak ayırması

4. Amerikan proje yönetiminin ve kalite kontrol sis­temlerinin üstünlüğü

Ay yarışını kaybeden SSCB, uzay yarışını sürdürmek için şu iki seçeneği ortaya atmıştır:

1. Mars'a insan göndermek

2. İnsanlı uzay istasyonları

Sovyetler ikinci yolu seçerek uzay istasyonları projesi­ni hayata geçirmek için çalışmalara başladı. Sovyetler 1980'e kadar 7 istasyonu yörüngeye gönderdi.

 

Uzay yarışının bitmesinin nedenleri:

1. Tarafların yarışı sürdürmekte isteksiz olması

2. 1973 petrol krizi ile devletlerin tasarruf yapmak is­temesi

3. Sovyetlerin kaynak ayırmakta sıkıntı çekmesi

4. Uzay yarışı için gerçekleştirilebilecek çalışmaların zorlaşması ve pahalılaşması

 

H. TÜRK DIŞ POLİTİKASI (1960-1980)

 

I. Kıbrıs Meselesi

 

• Son yirmi yıllık Türk dış politikasının esas mihverini bir tek mesele teşkil etmiştir: Kıbrıs meselesi...Bu me­sele Türkiye'nin ABD, Sovyetler Birliği, Yunanistan ve Ortadoğu'daki ilişkilerini etkilemiştir.

 

a) 1963-1964 Kıbrıs Buhranı

 

Kıbrıs'taki Rumların ve bu Rumların lideri olan Makari-os Yunanistan'ın desteğinde Enosos'i gerçekleştirmek için 1963'te Türklere saldırarak 24 Türk'ü şehit etmesi ve 40 Türk'ü yaralaması ile olaylar başlar. Türkiye dev­reye girer ve 1964'te Londra'da bir toplandı yapılsa da bir sonuç çıkmaz. 1964'te Makarios'un Kıbrıs'ta mec­buri askerlik sistemini kurması, Rumları askere almaya başlaması, dışardan ağır silahlar alması, tam bağım­sızlık düşüncesine vurgu yapması gibi faaliyetleri Tür­kiye'nin adaya müdahale yapmasını kesinleştirdi.

 

• 7 Haziran 1964'te planlanan Kıbrıs Barış Harekâtı 5 Haziran'da gelen "Johnson Mektubu" ile engellendi. ABD başkanı Johnson İsmet İnönü ye tehdit dolu bir mektup gönderdi. Bu mektupta,

1. "Türkiye'ye verilen silahların Kıbrıs'ta kullanılama­yacağı,

2. Garanti Antlaşması'nı tam işletmeden adaya müda­hale edemeyeceği,

3. Adaya müdahalenin Türkiye'nin Sovyetlerle karşı karşıya getireceği,

4. NATO'ya danışmadan harekâta kalkışmaması" gibi konular ele alınmıştır.

 

Johnson mektubu Türkiye'de Amerika'ya olan güve­ni büyük oranda sarsmış ve Türkiye'de Amerika'ya karşı ilk defa olumsuz kamuoyu oluşmaya başla­mıştır.

 

• İsmet İnönü'nün Johnson ile görüşmek için ABD oldu­ğu sırada Rumların Erenköy ve Mansura bölgesinde katliama başlayınca görüşmeler yarıda kesilir ve Türk jetleri Rum mevzilerini bombalar böylece Rumların ha­reketi kısmen durdurulur. Makarios Suriye, Mısır ve Sovyetler Birliği'nden yardım ister. Sovyet lider Kruş-cev İnönü'ye gönderdiği mektubunda "Adaya müdaha­le edilmemesini" ister.

 

b) 1967 Kıbrıs Buhranı

• Yunanistan'da askeri darbe ile başa gelen cuntanın Kıbrıs'a Grivas'ı göndermesi ve Grivas'ın "Rum milli muhafız kuvvetleri'ni teşkilatlandırarak saldırmaya baş­laması neticesinde TBMM Türk askerine yabancı ülke­lere gönderilmesi yetkisini verdi. Bunun neticesinde Türk çıkarma birliği İskenderun'da toplandı. Türkiye çı­karmanın durdurulması için Grivas'ın adadan ayrılma­sını ve adadaki 12 bin Yunan askerinin adadan çekil­mesini şart koştu.

Gerginliğin iyice arttığını gören ABD ve BM araya gire­rek gerginliği kısmen de olsa bitirmişlerdir.

 

1967 yılında Kıbrıslı Türkler kendi işlerini kendileri görmek üzere "Kıbrıs geçici Türk yönetimi"ni kur­muştur.

 

c) Kıbrıs Barış Harekâtı (1974)

• 1974 yılında Yunan cuntası ile Makarios'un arası açı­lır. Yunan cuntası Kıbrıslı Rumları Makarios'a karşı kış­kırttı ve adada bir darbe ile Makarios'un yerine Samp-son geçti ve Sampson "Kıbrıs Elen Cumhuriyeti"ni kur­du. Yani Yunanistan Enososi (Adayı Yunanistan'a bağ­lama) gerçekleştirmek için adaya müdahaleyi açıkça göstermesi 1974 buhranına neden oldu.

 

Nedenleri:

1. Yunanistan'ın Enosisi gerçekleştirmek istemesi

2. Adada gayri resmi bir idarenin kurulması

3. ABD'nin Atina'ya yaptığı baskıya rağmen Yunanis­tan'ın adadaki subaylarını geri çekmemesi

4. Türkiye'nin adadaki Türk varlığını korumak istemesi

5. Rumların Türk varlığını azınlık statüsünde tutmak istemesi

6. Yunanistan'ın darbeci Sampson'u geri çekmemesi

• 20 Temmuz 1974 sabahı Türk Silahlı Kuvvetleri ada­ya asker gönderdi ve Türk askeri Girne'den asker çı­kardı ve Lefkoşa yakınlarına kadar ele geçirildi. Türki­ye "I. Kıbrıs Barış Harekâtı" ile adaya 40 bin kişilik kuvvet ve 300 tank yerleştirdi. Türkiye'nin adaya müda­hale etmesi Türk-Yunan gerginliğine neden oldu. Yu­nan cuntası Edirne'den Türkiye'ye saldırmayı planlasa da yürürlüğü koyamadılar.

 

23 Temmuz 1974'te ABD ve güvenlik konseyinin baskısı ile Yunanistan'da hükümet istifa eder. Hükü­meti kurma görevi Costantin Karamanlis'e verildi. Kıbrıs'ta da yönetime Glafkos Klerides getirildi.

 

• Gerek Amerika'nın Türkiye ve Yunanistan nezdindeki faaliyetleri gerekse güvenlik konseyinin isteği üzerine Türkiye 22 Temmuz 1974'te ateşkes ilan etmesine rağ­men Rumların ve Yunanlıların ateşkese yanaşmaması ve adadaki Türklere saldırılara devam etmesi netice­sinde "II. Kıbrıs Barış Harekâtı" başlar. Yapılan barış harekâtı ile adanın % 38'ni Türk Silahlı Kuvvetleri ele geçirdi. II. Kıbrıs barış harekâtı I.akside dünyadan bü­yük tepki görmüştür. II. harekâta büyük tepki gösteril­mesinde bu harekâtın Türkiye'nin toprak kazanması ve işgali olarak görülmesidir.

 

II. Kıbrıs Barış Harekâtı'na Yunanistan'ın dışında en büyük tepkiyi Sovyet Rusya ve ABD göstermiştir.

 

d) Sovyetlerin tepkisi:

• Türkiye'nin barış harekâtı ile adanın %38'ini alması neticesinde Yunanistan NATO'nun askeri kanadından çekildiğini ilan etmiştir. Bu durum Sovyetleri çok sevin­dirdi. Yunanistan'ın NATO'nun askeri kanadından çekil­mesi Rusya'nın Türkiye'ye olan tutumunu değiştirdi. Sovyetler'e göre Kıbrıs'ta Türkiye'nin varlığı demek adaya NATO'nun yerleşmesi demekti. Onun için Sovyetler adadaki Türk varlığına karşı çıkmıştır.

 

• Rusya Ağustos 1974'te Kıbrıs konusunda Türki­ye'ye gönderdiği mektupta şunlara değinir:

- Kıbrıs Cumhuriyetinden yabancı askerler geri çe­kilmelidir.

- İngiltere, Türkiye ve Yunanistan'ın adaya müdaha­le etme hakları yoktur.

- Kıbrıs meselesi uluslar arası alanda ele alınması gereklidir.

 

e) Amerika'nın tepkisi:

 

• Amerika Sovyetlerin isteğini desteklememiş ve garan­tör devletlerin görüşmeleri ile sorunun çözümünü sa­vunmuştur.

 

Amerika 1974 Kıbrıs Barış Harekâtının sonucunda; Türkiye'ye silah ambargosu uygulamış ve Türkiye'yi adadaki suçlu ilan etmiştir.

 

• Türkiye Cumhuriyeti Amerikan ambargosuna karşılık 1975'te "Kıbrıs Türk Federe Devleti'ni" kurarak ce­vap vermiştir.

 

2. Türk- ABD İlişkileri

 

• 1945-1960 yılları arasında Türk Amerikan ilişkileri iyi bir seyir izlemişse de 1960-1980 arasında inişli çıkışlı sarsıntılı ve krizlerle dolu bir dönem olmuştur. 1960-1980 yılları arasında Türk Amerikan ilişkileri­nin bozulmasında;

1. 1962'de Amerika'nın Rusya'nın Küba'dan füzelerini çekmesi ile Türkiye'ye yerleştirdiği Jüpiter füzeleri­ni sökmesi

2. 1964'teki Johnson mektubu

3. 1964'te Amerika'nın nükleer silah kullanımda NA-TO'lu müttefiklerinde ortak edilmek istenmesine Türkiye'nin karşı çıkması

4. Türkiye'nin Kıbrıs'a Amerikan silahları ile müdaha­le etmesi

5. 1975-1978 yıllarındaki ambargo

6. Ambargonun devam ettiği yıllarda Türkiye'nin ülke­deki 20 Amerikan üssüne el koyması

7. Türkiye'nin Amerika'nın tepki göstermesine rağmen 1974'te haşhaş ekimini serbest bırakması

8. Amerika'daki Yunan lobisinin Türkiye aleyhinde ça­lışmalar başlatması

9. Vietnam bataklığına sapianmvş >^MM politikada etkili olmak istemesi

10. Amerikan senatosu ile Temsilciler Meclisi arasında Türkiye'ye yönelik farklı tutum izlenmesi durumları etkili olmuştur.

 

 

• Amerika'nın Türkiye'ye uyguladığı ambargo 1978'de kalktı.

 

Bu ambargonun kalkmasında;

1. Türkiye'nin Sovyetlere yönelik bir tutum izlemesi

2. Bülent Ecevit'in Kıbrıs'ta bazı tavizler vermesi

3. Rauf Denktaş'ın 1978'de 35 bin Rum göçmenin Maraş'a  yerleşmesine izin vermesi

4. ABD başkanı Jimmy Carter'in ambargonun kalkması için çalışması 

5. Türkiye'de komünizmin yayılmaya başlaması 

6. Humeyni rejiminin Türkiye'ye yayılmaya başlaması

7. Ülkede anarşi ve terör olaylarının hat safhaya gel­mesi etkili olmuştur.

 

3. Türk-Sovyet İlişkileri

 

• Türkiye ile Sovyetler arasındaki ilişkiler 1950-1960 arasında Ortadoğu olaylarından dolayı soğukluk yaşa­mış, 1964 Kıbrıs olaylarında Rusya Makarios'u destek­lemiş, Türkiye'nin adaya müdahalesini istememiştir. Johnson mektubundan sonra Türk-Sovyet ilişkileri dü­zelmeye başlasa da 1974 barış harekâtından sonra Sovyet Rusya, Türkiye'nin adadan çekilmesini istemiş­tir.

 

• 1974-1978 yılları arasında Türkiye'de anarşi, terör, 49 çeşit Marksist ve Komünist kuruluş ve grubun bulun­duğu bir atmosfer oluşmuş bu durum Rusya'nın işine gelmiş bundan dolayı 1978'de Amerika'nın ambargoyu kaldırmasına karşı çıkmıştır. 12 Eylül 1980'den sonra ilişkiler tekrar düzelmeye başlamıştır.

 

4. Türk-Yunan İlişkileri

 

Türk-Yunan ilişkilerini iki kısımda ele almak gerekir. 1.1974 öncesi: İlişkiler "Kıbrıs" meselesi üzerinde şe­killenir.

2.1974 sonrası: İlişkiler "Ege Denizi" üzerinde yoğun­laşır.

 

• 1963-1964 yılları arasında Yunanistan Makarios'u ve Kıbrıs Rumlarını desteklemiştir. Enosis için mücadele eden Yunanistan, Türkiye ile olan ilişkilerini bir kenara bırakmıştır.

 

• 1967-1974 arasında Yunanistan'da yönetimi ele alan askeri cunta Enosis'e hız vermiş Kıbrıs'a binlerce Yu­nan askeri yığmış fakat bütün teşebbüslerinde başarı­sız olmuştur.

 

1974 yılından sonra Türk -Yunan ilişkilerinin bozul­ma nedenleri şunlardır:

1) Kıt'a sahanlığı: Türk hükümetinin 1973'te Ege'nin açık denizlerinde (Türk kıta sahanlığında bulunan) 27 bölgede TPAO'na petrol arama ruhsatı verir. Yunanis­tan bu durumdan rahatsız olur ve bu sahanın kendi kıt'a sahanlığı içinde olduğunu ilan eder.

 

Kıt'a sahanlığı: Kıtaların deniz altında devam eden ve derinliği 200m geçmeyen sığ deniz kıyılarına de­nir.

 

1974'ten sonra Türk-Yunan ilişkilerinin bozulma­sında;

1. Yunanistan'ın Ege adalarını silahlandırması

2. Türkiye'nin Yunan faaliyetine karşılık "Ege ordusu­nu" oluşturması

3. Türkiye'nin petrol aramak için "Sismik-I" gemisini hazırlaması

4. Yunanistan'ın Sismik-I gemisinin faaliyetlerini en­gellemek istemesi

5. Yunanistan'ın Ege adalarının etrafını mayınlaması etkili olmuştur.

 

2) Ege'de hava kontrol sahası: Bu sorun 1974 buhra­nı ile ortaya çıkan bir sorundur. Bu sorunun iki unsuru vardır:

a) Ege'de Yunanistan'ın hava sahası yüksekliği

b) FIR hattı ( Ege üzerinde uçan uçakların bilgileri İstan­bul'a mı yoksa Atina'ya mı verecekleri meselesi)

 

3) Karasular meselesi: Lozan Barış Antlaşması'nda Ege kara sularının genişliği 3 mil kabul edilmiştir. Yuna­nistan 1936'da 6 mile çıkardı. 1964'te Türkiye'de 6 mile çıkardı. Yunanistan 1974 barış harekâtından sonra Ege'de kara sularının genişliğini 12 mile çıkarmak iste­miştir. Türkiye bu durumun savaş sebebi saymış Yuna­nistan geri adım atmıştır.

Eğer Yunanistan karasularını 12 mile çıkarırsa ve Türkiye'de bunu kabul ederse;

- Ege bir Yunan denizi haline gelecektir.

- İstanbul'dan kalkan bir gemi büyük oranda Yunan karasularında geçecektir.

- Ege'de balıkçılık yapılması çok zorlaşacaktır.

- Türkiye'nin Ege kıyıları Yunan tehdidi altına gire­cektir.

 

5. Türk-Ermeni İlişkileri

 

• Türk Ermeni ilişkilerinde Asala örgütü önemli bir yer teşkil etmiştir.

Asala Örgütü. (Ermenistan'ın Özgürlüğü için Gizli Ermeni Ordusu)

 

• 1975 yılında kurulmuştur. 6-7 üyeden oluşan kuru­cuları içerisinde, terör örgütünün en hareketli iki üye­sinden biri olan Agop Agopyan, örgütün bilinen lideri­dir. İkincisi ise cinayet eylemlerini bizzat gerçekleştiren, terör olaylarının faili bulunan ve Agop Agopyan'ın yok­luğunda örgütün ayakta kalmasını sağlayan Agop Ta-rakçıyan'dır, 1981'de ölmüştür. Agopyan ise çeşitli ya­ralanma, tedavi gibi sürelerin dışında örgütün lideri ola­rak kalmıştır. Filistin Kurtuluş Örgütlerinin elemanı ola­rak tanınmış ve "Mücahit" ismini taşımıştır.

 

Bağımsız bir Ermenistan'ın kurulması ve 1915 yılın­da gerçekleştiği iddia edilen Ermeni soykırımının kabul ettirilmesi için çalışmış bir terör örgütüdür. Fransa ve Yunanistan Asala'nın üsleri olmuştur.

 

Eylemleri:

1. Asala 70'li ve 80'li yılların en çok tanınan, organize olmuş, Ermeni terörist grubudur. Ermeni teröründe, Türkiye'deki iç huzursuzluğun zirveye çıktığı 1979 yılından itibaren büyük bir artış gözlenmeye baş­lanmıştır.

 

2. Ermeni teröristler, 21 ülkenin 38 kentinde, 39'u silahlı, 70'i bombalı, biri de işgal şeklinde olmak üzere toplam 110 terör olayı gerçekleştirmişlerdir. Bu saldırılarda 42 diplomatımız ile 4 yabancı hayatını kaybederken, 15 Türk ve 66 yabancı uyruklu kişi de yaralanmıştır.

3. 1991'de Ermenistan'ın kurulması ile Asala en önemli hedefini gerçekleştirmiştir. Eski Asala teröristleri kendilerine Ermeni hükümeti ve ordusunda yer bulmuşlardır. Dağlık karabağ bölgesinde savaşmışlardır.

4. Asala'nın ilk eylemi, kurucularından Agop Tarakçı-yan'ın 16.2.1976 tarihinde Beyrut Türk Büyükelçiliği Başkâtibi Oktay Cerit'i öldürmesidir.

 

• Asala, amaçları ve izlediği politikalar gereği üç yönlü destek bulmuştur.

 

Bunlar şöyle sıralanabilir:

1. Sovyetler - Doğu Bloğu ve Sosyalist ülkeler,

2. Türkiye'yi dış ve iç tehdit ve terörle yıpratmayı jeopolitik beklentileri bakımından politikalarının esası sayan Yunanistan, Suriye gibi ülkeler,

3. Komünist partiler, dolaylı olarak Hınçak Ermeni terör örgütü ve sempatizanları, karşı görüşlere sahip bulunsalar da Ermeni kiliseleri.

 

• Türkiye Asala ile uzun yıllar uğraşmak zorunda kalmıştır. Çünkü iç politikanın karışık olması, sağ sol çekişmesi, öğrenci olayları, ambargonun olumsuz etkisiyle uğraşan Türkiye bir de bazı Avrupa ve Arap ülkelerinin Asala'yı desteklemesi ile uğraşmıştır. MİT ve bazı gruplar devlet tarafından asala ile uğraşması için görevlendirilmiştir. Asala ayrıca PKK terör örgütünün en büyük destekçileri arasında yer almış ve uzun yıllar PKK'yı desteklemiştir.

 

6. Türk-Ortadoğu İlişkileri

 

• 1955-1959 yılları arasında Arap ülkelerinde Sovyet Rusya'nın rejimini yayıcı bir politika izlemesi ve Arap ülkelerinin Batı ile çatışır bir durumda olması Türkiye'yi çok tedirgin etmiştir. Bu tarih arasında Türk-Arap diye-loğu yok denecek kadar azdır.

 

• 1963-1973 yılları arasında Türkiye, Ortadoğu ülkeleri ile yakınlaşma politikası sergiler.

 

Türk Arap ilişkileri, İsrail meselesi, petrol, Kıbrıs meselesi, İslamiyet ve Türkiye'nin NATO'ya üyeliği konuları üzerinde şekillenmiştir.

 

• Arap ülkeleri İsrail'i destekleyen ABD'ye sempati duymaması Türk-Arap ilişkilerini de olumsuz etkilemiştir. Çünkü Türk Amerikan ilişkileri çok güçlüydü.

 

• Türkiye'nin Ortadoğu'ya açılamamasının en önemli faktörü Nasır faktörüydü. Mısır Başbakanı Nasır Türkiye'nin Ortadoğu'ya açılmasını hep şüphe ile bakmıştır. Türkiye'nin Ortadoğu'ya ilk açılması 1967 Arap-İsra-il Savaşı ile olur. Türkiye bu savaşta Mısır, Ürdün ve Suriye'ye yiyecek ve giyecek malzemesi gönderir.

 

• Türkiye'nin 1967 savaşında Arap dünyasından yana olması ve Mescid-i Aksa yangınına büyük tepki göstermesi Türk-Arap ilişkilerini olumlu yönde etkilemiştir.

 

• Türkiye'nin 1969-1973 yılları arasında aktif bir Ortadoğu politikası olmamıştır çünkü Türkiye'de üniversite olayları, anarşi ve terör ülkede kol gezmiştir. 1973 yılında Türkiye, 1973 Arap-İsrail Savaşı'ndan sonra İsrail'in işgal ettiği yerlerden çekilmesini ister ve bağımsız bir Filistin Devleti'nin kurulmasını dillendirir. 1973 yılından sonra;

- Petrol krizinin yaşanması,

- Petrol faturasının ödenmesi için ihracatı arttırma çabası Türkiye'yi Ortadoğu ülkelerine iyice yakınlaştı rır.

 

Türkiye'nin, İsrail'in Kudüs'ü başkent yapmasına tepki göstermesi, İsrail ile olan ilişkileri maslahatgüzar seviyesine indirmesi, Amerika'nın kurduğu "Ortadoğu Çevik Kuvveti"ne katılmaması, 1980-1988 İran-lrak savaşında tarafsız olması Arapların gözünde Türkiye imajını bir hayli geliştirmiştir.

 

I. TÜRKİYE'DE MEYDANA GELEN SİYASİ, SOSYAL, KÜLTÜREL VE EKONOMİK GELİŞMELER

 

• 1946 yılına kadar Türkiye tek parti tarafından idare edilmiş-tir.(CHP) 1946'da Demokrat Parti kurulmuş 1950 seçimlerinde Demokrat Parti ülkede büyük çoğunluğun oyunu alarak yönetime geçmiştir. Bu parti özel teşebbüs ve yabancı sermayeye dayalı yatırımlara ağırlık vermiş, dış yardım alınmış ve tarımda makineleşmeye ağırlık verilmiştir.

 

• Demokrat Parti'nin ilk işlerinden biri ezanı Türkçeden Arapçaya çevirir, radyoda dinsel yayınları başlatır ve ilkokullara zorunlu din dersi koydurur.

 

• II. Dünya Savaşı yıllarında ve savaş sonunda ülkede yoksulluğun hat safhada olması DP olan sempatiyi arttırmıştır. ABD ve Dünya Bankası'nın desteğinde "Liberal Ekonomik Anlayış" ülkede yaygınlaşmaya başlamıştır. 1952'de Kore'ye asker gönderilmesi ve NATO'ya girilmesi uluslar arası koşulları Türkiye lehine çevirmiştir

 

Türkiye'de 1953'te CHP'nin malları hazineye devredildi. Halkevleri kapatılır.1954'te Köy Enstitüleri kapatıldı.1954'te Laiklikten uzaklaştığı iddiası ile Millet Partisi kapatıldı.

 

• 1954'ten sonra ülke ekonomisi duraklama seyrine girdi. Enflasyon yükseldi. Fiyatlar arttı. Bazı mallar yokluk ve karaborsaya düştü, (yağ-şeker-gazyağı).

 

• 1960 yılında DP TBMM bir araştırma komisyonu ku­rarak CHP'nin meclis çalışmalarını sıkı bir denetim al­tına aldı. Bu durum İstanbul ve Ankara'da öğrenci olay­larına neden oldu. DP bu durumdan CHP'yi ve üniver­sitedeki öğretim üyelerini sorumlu tuttu. 27 Mayıs 1960'ta ülkede durumun giderek kötüye gittiğinin gören bir grup subayın (Alparslan Türkeş gibi) oluşturduğu "Milli Birlik Komitesi" yönetime el koydu.

 

1) 27 MAYIS ASKERİ MÜDAHALESİ:

 

• 27 Mayıs 1960'ta 38 subaydan oluşan Milli Birlik Komi­tesi ülke yönetimine el koydu. Komite 1924 anayasasın­da değişiklik yaparak geçici bir anayasa düzeni kurdu.

Bu anayasaya göre;

1. MBK TBMM'nin yetkilerine sahiptir.

2. Komite yasama ve yürütme yetkisini elinde bulun­durmaktadır.

3. Düşürülen Cumhurbaşkanı, Başbakan ve bakanla­rı ve eski iktidar milletvekillerini yargılamak üzere "Yüksek Adalet Divanı" kurulacaktır.

 

• Milli Birlik Komitesi, Cumhurbaşkanı ve Menderes'i tutuklar. Genelkurmay Başkanı Rüştü Erdelhun'u ve bazı komutanları pasifize edilir. Eylemciler kara kuvvet­leri komutanı Cemal Gürsel'i MBK başkanlığına getirir. Milli Birlik Komitesi,

- Menderesin kapattığı üniversiteleri açtırır.

- Basın yasağını kaldırır.

- İstanbul Üniversitesi rektörüne yeni bir anayasa ha­zırlattırır.

 

• MBK, eski Cumhurbaşkanı Celal Bayar'ı vatana iha­net suçundan mahkemeye verdi. Ayrıca tembel yete­neksiz, reform düşmanı oldukları iddia ettiği 147 öğre­tim görevlisini üniversiteden atılması kararlaştırdı. Bu ülkede büyük tepkiye neden oldu.

 

• 14'ler Olayı: MBK, iktidarın sivil­lere devredilmesinde acele edilme­mesini savunan Kurmay Albay Al­parslan Türkeş ve 13 arkadaşını emekliye sevk ederek yurtdışı görev­lerine gönderilmesidir.

 

• MBK, 12 Ocak 1961'de siyasi parti faaliyetlerine izin verir. Ancak kapatı­lan DP için propaganda yapılmasına izin vermez. Bu dönemde Adalet Partisi, Türkiye İşçi Partisi, Yeni Türki­ye Partisi gibi partiler siyasetle uğraşmıştır.

 

• 9 Temmuz 1961 'de anayasa % 60,4 oyla kabul edildi. Ayrıca Demokrat Parti üyelerinin tutuklanıp yargılandı­ğı "Yassıada Mahkemesi" sanıkların 15'i hakkında ölüm, 32'si hakkında müeppet hapis cezası vermiş di­ğer üyelere

4-15 yıl arasında hapis cezasına çarptır­mıştı.

 

16 Eylül 1961'de Yassıada Mahkemesi'nde yargıla­nan Hasan Polatkan (Maliye Bakanı), Fatin Rüştü Zorlu (Dışişleri Bakanı) ve Adnan Menderes (Baş­bakan) idam edilmiştir.

 

• 26 Ekim 1961 'de Cemal Gürsel, Cumhurbaşkanlığına seçildi. Gürsel yapılan seçimlerden ençok oy alan İs-

met İnönü'ye hükümeti kurma görevini verdi. İnönü Adalet Partisi ile koalisyon hükümetini kurdu.

 

20 Kasım 1961'de kurulan hükümet programı, plan­lı kalkınma, özel teşebbüsü destekleme, enflasyon ve işsizlikle mücadele, toprak reformunu uygulama, yabancı sermayeyi destekleme gibi konuları içer­miştir.

 

• 22 Şubat 1962'de Ankara'da harp okulu komutanı Al­bay Talat Aydemir liderliğinde ihtilal girişimi engellendi. İnönü'nün saygınlığı arttı. Ayrıca 147 üyenin üniversite­ye yeniden dönmesi kararlaştırıldı. 11 Nisan'da "Ana­yasa Mahkemesi" kuruldu. İnönü 30 Mayıs 1962'de hükümetten istifa etti. Yeni hükümet AP dışında meclis­teki bütün partilerin katılımı ile kuruldu. 1953'te DP el koyduğu CHP'nin malları 1963'te iade edildi.

 

• 1964'te AP başkanlığına Süleyman Demirel getirildi. AP seçimlere Demokrat Parti'nin sembolünü kullanarak seçimlere girer. Yapılan seçimlerde AP salt çoğunluğu alır.

 

2) DEMİREL DÖNEMİ (1965-1969)

 

• Bu dönem işçi grevlerinin, üniversiteler arasında sağ sol kavgalarının başladığı bir dönem oldu. Bu dönem­de sağ görüşlü öğrenciler Komünizm'e karşı mücadele ederken sol görüşlü öğrenciler İstanbul'a gelen 6.filoya karşı gösteriler yapar. Ankara üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi'nde başlayan öğrenci olayları ülke­de yaygınlaşır. Gösteriler sırasında bir öğrenci öldürü­lür. Sol görüşlü öğrenciler taşlı sopalı 6.filoya saldırır. İzmir'de bir camide bomba patlatılır. Öğrenci olayların­dan dolayı İstanbul Üniversitesi süresiz kapatılır. OD-TÜ'yü ziyaret eden Amerikan büyükelçisinin arabası yakılır.

 

• Demirel Dönemi'nde, 1967'de "Anadol" markalı ilk Türk otomobili piyasaya çıktı.1968'de ilk televizyon de­nemesi başlatıldı.1970'de İstanbul boğaz köprüsünün temelleri atıldı.

 

• Başbakan Demirel ülkede giderek artan terör ve anarşi olaylarına karşı sert tedbirler aldı. Ülkede anarşi ve terör ekonominin bozulmasında önemli bir etken ol­muş, üretim azalmış, Türk parası %66 oranında değer kaybetmiştir. Pek çok temel ihtiyaç maddesi ayrı oran­da yükselmiştir.

 

26 Ocak 1970'de Necmeddin Erbakan, "Milli Nizam Partisi" kurarak sağ kesimde oluşan boşluğu dol­durmak için siyasete başlar.

 

• 1970 yılında ordu ülkenin gidişatını kötü olduğunu Cumhurbaşkanı Sunay'a bildirmiş tedbir almasını iste­miştir. 1971 yılına gelindiğinde ise ülkedeki anarşi ve terör olayları yurt geneline yayılır. Camiler ateşe veril­meye başlanır. Tahrikçiler ülkenin dört bir tarafında or­taya çıkmaya başlar. Yine bu tarihte Ankara'da dört Amerikalı subay şehir gerillaları tarafından kaçırılır. Bu olayı "Türkiye Halk Kurtuluşu Ordusu" sahiplenir.

 

 

I. Nihat Erim Hükümeti:

 

• 12 Mart 1971 saat 13.30'da 12 Mart muhtırası ile or­du yönetime sert çıkar. Bunun neticesinde Demirel gö­revinden istifa eder. Demirel'in istifasına ve ordunun si­yasete karışmasına İnönü sert çıkar. Demirel'in istifası ile 27 Martta "Nihat Erim hükümeti" kurulur.

 

• Nihat Erim hükümeti, ilk işi ülkede asayişi sağlamak oldu. 11 ilde sıkıyönetim ilan edildi. MGK bu kararı tas­dik etti. Siyasi gençlik örgütleri kapatıldı. Sendika top­lantıları ve seminerleri yasaklandı. Gazetelere kısa sü­reli kapatma cezaları uygulandı. Grev ve lokavt yasağı getirildi. Bazı uç yayın ve basın organları kapatıldı. Hü­kümetin bu çalışmalarına karşılık bazı sol örgütler İsra­il İstanbul başkonsolosu Ephraim Elrom'u kaçırdı. Bu durum Türkiye'nin itibarını zedeledi.

 

• Diğer yandan bu hükümet, üniversitelerde geniş tu­tuklama hamlesi başlattı. Başbakan 1961 Anayasası'-nın Türkiye için lüks olduğunu 12 Mart öncesine dönül-meyeceğini söyledi. 1970'de ülkede devalüasyon orta­ya çıkar.

 

Nihat Erim hükümeti, toprak, eğitim ve vergi re­formlarına öncelik vereceğini bildirir. Ağır sanayi mutlaka kurulmalıydı. Türkiye toprak reformunu yapmalı, tarımsal serveti vergilendirme!! ve özel sektörü teşvikten vazgeçme gibi bir dizi amaçları prensip edinir.

 

• Toprak reformuna büyük toprak sahipleri ve Türkiye Odalar Birliği tepki gösterir. Adalet Partisi hükümeti yık­mak için bakanlarını geri çekmesi ile Nihat Erim göre­vinden istifa etmek zorunda kalır.( 4 Aralık 1971)

 

II. Nihat Erim Hükümeti:

 

• Nihat Erim, bir yıllık sıkıyönetim sırasında ülkedeki ka­rışıklıkları önleyemedi. Cumhurbaşkanı ülkedeki anarşi­yi önlemek için "Devlet Güvenlik Mahkemesinin ku­rulmasına karar verdi. İnönü dışında buna kimse karşı çıkmadı. Siyasi parti liderlerinin desteğinden yoksun ka­lan Erim, 17 Nisan 1972'de yeniden istifa etti.

 

• 1972 yılında İsmet İnönü CHP'nin başkanlığını Bülent Ecevit'e devretmek zorunda kaldı. 1973'te İsmet İnönü öldü. Ekim 1972'de kapatılan Milli Nizam Partisi'nin ye­rine "Milli Selamet Partisi" kuruldu.

 

1961 Anayasası, 1971 ve 1973 yılında askerlerin müdahalesiyle önemli değişikliğe uğramıştır. Bu de­ğişiklikler şunlardır:

- Yürütme organı güçlendirildi -TRT'nin özerkliği kaldırıldı.

- Temel hak ve hürriyetlere daha ciddi sınırlamalar getirildi.

- AYİM (Askeri Yüksek İdare Mahkemesi) kuruldu.

- Bakanlar Kurulu'na (Kanun hükmünde kararname) çıkarma yetkisi verildi

- DGM (Devlet Güvenlik Mahkemesi) kuruldu.

 

3) 1973 SEÇİMLERİ VE CHP-MSP KOALİSYONU

 

• 1973-1980 yılları arasında ülke koalisyon hükümetle­rinin birbirleriyle çekişmesi ile geçer.

 

12 Eylül 1980 askeri darbesinin nedenleri:

1. 1974 Amerikan ambargosu, dış yardım ve desteğin kesilmesi

2. Artan terör olayları

3. Üniversite olayları

4. Hayat pahalılığı ve halkın can ve mal güvenliğinin kalmaması

5. Sağ sol kavgasının şiddetlenmesi, günlük ortalama 20 vatandaşın öldürülmesi ve bazı üst düzey yöne­ticilerin öldürülmesi (Nihat Erim gibi)

6. Ülkenin kanlı bir kardeş kavgasının eşiğine gelme­si neticesinde 12 Eylül 1980'de Genelkurmay Baş­kanı Kenan Evren yönetime el koydu.

 

Kenan Evren milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılmasına, tüm yurtta sıkıyönetim ilan edil­mesine, hükümetin feshedilmesi­ne, sivil toplum örgütü liderlerinin tutuklamasına ve yurtdışı yasağı­nın uygulanmasına karar verdi.

 

1982 Anayasası

 

• 1961 Anayasası gibi askeri darbe sonucunda oluştu­rulmuştur. Yine bir kurucu meclis tarafından oluşturul­muştur. Halk oyuna sunularak kabul edilmiştir.

• 1982 Anayasası en sert anayasamızdır. Değiştirile­meyen ve değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen madde­lere daha fazla yer verilmiştir. (Anayasanın ilk üç mad­desi)

• 1982 Anayasası çok ayrıntılı ve uzun bir anayasadır. Bir geçiş dönemi öngörmüştür. Otorite-hürriyet denge­sinde "otorite" yönünde ağırlığını arttırmıştır. Yürütme organı güçlendirilmiştir.

• 1982 Anayasası, "çoğulcu" bir anlayışta olmasına rağmen daha az katılımcı bi demokrasi modelini be­nimsemiştir. (% 10 ülke barajından dolayı) yürütme or­ganı güçlendirilmiştir

 

4) BÜLENT ULUSU HÜKÜMETİ

• Ülkede birlik ve düzeni sağlamak isteyen Kenan Ev­ren Oramiral Bülent Ulusu'nu başbakanlığa getirir. Ama ülkede yine sağ sol kavgası devam etmiştir. Bu dönem­de 14.861 kişi tutuklanmış 5695 kişi kişinin gözaltında olduğu basına sızmıştır.

• 3 Mart 1983'te "Siyasi Partiler Kanunu" kabul edil­dikten sonra 24 Nisan 1983'te siyasi parti faaliyetlerine izin verildi ve şu partiler kuruldu:

1. Anavatan Partisi

2. Halkçı Parti

3. Büyük Türkiye Partisi

4. DoÄŸru Yol Partisi

5. Refah Partisi

6. Milliyetçi Demokrasi Partisi

• 1983'te yapılan seçimlerde Anavatan partisi lideri "Turgut Özal" (1983-1993) tek başına ik­tidara gelir.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

1. dünya savaşı 1. ünite 2. dönem 2. dünya savaşı 20 yy başlarında dünya 2012 YGS 5. Ünite Eğitim ders notu Eğitim Ünitesi Küreselleşen dünya ders notları Osmanlı devleti Tarih 1 Tarih 10 Tarih 10 ders kitabı Tarih 3 Tarih 3 Dersi Tarih 3 dersi Tarih ders notları akkuş ilçesi ari quiz türkçe arı quiz bileşeni arı quiz turkish arı quiz türkçe dil dosyası boşluk doldurma cevapları ders kitabı ders notları ders notu etkinlikler eğitim ünitesi facebook girişi gurbetciakkuslu sitesi hacı güngör hukuk ünitesi il sıralaması inkılap tarihi içindeki içindeki sorular karne günü konuşması indir kep gecesi konuşması kep töreni indir kep töreni konuşması kişisel web sitesi konu ünite küreselleşen dünya küreselleşen dünya özet lys 4 testi mezuniyet gecesi konuşması mezuniyet günü mezuniyet günü konuşması mezuniyet konuşması mezuniyet töreni mustafa tetik müdür yardımcılığı sınavı okul kep töreni okul mezuniyet konuşması okul mezuniyet töreni sanat ünitesi site yapmak sitesi sorular ve cevapları soruları soğuk savaş dönemi sınavı tarih tarih 1 tarih 2 tarih 3 tarih branşı tarih bölümü 0 tarih ders notları tarih dersi tarih dersleri tarih derslerine tarih soruları tarih testleri tarih yazılıları tarih öğretmeni tarih öğretmeni sitesi tarih öğretmenliği tırtılların geliyor anne ve cevapları word belgesi word formatı yahya güngör yazılı yazılı soruları yumuşama dönemi yöntemi Çağdaş Türk ve Dünya Tarihi Ünite sonu çanakkale çağdaş Türk ve Dünya Tarihi çtdt çtdt 5 ünite öğretmen atamaları ünitesi ünite 1

Tasarým Tarih derslerine Kaynak Sitesi